KIZIL BAYRAK SİYAH SANCAK

NAFİ ÇAĞLAR

Üyelik Girişi
NAFİ ÇAĞLAR - Kişisel
Ürün ve Hizmetler
Site Haritası
Takvim
BİZ NE İDİK
BİZ NE İDİK

Tanrı Dağları'ndan düze indik.
Bozkırlarda ata bindik.
Ne Moğol idik, ne Çin'dik...
Biz; Bilge Han, Kültiğin'dik...

Dinlemez idik Hindu'yu, Persi.
Çekinirdi, Moğol'u Rusu.
Sedleri aşardı akıncı hırsı.
Biz; Mete, Teoman idik...

Altaylar'da at koştururduk.
At nallarıyla su coştururduk.
Ne dinlenir, ne boş dururduk.
Biz; Oğuz, Kara Han idik...

Issık'ta su içer idik.
Sir-Derya'ya geçer idik.
At üstünde uçar idik.
Biz; Salur Han, biz Kazan idik..

Karabaş koçu 'yeni yıl' sayardık.
Üstüne onbir ongun koyardık.
At koşumuyla kültür yayardık.
Biz 'uygar' biz yaman idik..

Bizimdi; bütün Asya'nın içi.
Meskenimizdi; Pekin, Urumçi.
Karşı koyamazdı Mançur'u, Çin'i.
Biz 'hükümdar' biz 'han' idik...
 

Nafi Çağlar Mihmadlı

NE DİYE

NE DİYE

Bizans'a dayandı Çağrı komutan.
'Baş Emir' oldu Tuğrul Sultan.
Boy boy biz olduk Müslüman,
Alemdarlık bize gelsin diye...

Fırat' buraktık biz Kılıç Arslan'ı.
Diyojen'e gönderdik Alp Arslan'ı.
Anadolu'ya saldık Şah Süleyman'ı,
Anadolu da bizim olsun diye...

Paşalar atadık Sırbistan'a.
Donanma yolladık Hindistan'a.
Yollar açtırdık biz Arabistan'a,
Onlara da kader gülsün diye...

Bir 'il' eyledik biz Mısır'ı.
Adalette etmedik kusuru.
O zaman gördüler altın asrı,
Onlar da Türk'ü bilsin diye..

Afrika'da gezdirdik Barbaros'u.
Şimalde Baltık'a tıktık Rus'u.
Bize dayanmadı Frenk-Slav ordusu,
Dünyalar da bizi bilsin diye..

El birliği etti tüm İtilafı.
Yanlarındaydı, Hindu'su, Anzak'ı, safı.
Onlara gösterdik ettikleri gafı,
Türkiye'miz payidar kalsın diye...
 

Nafi Çağlar Hacıömeroğlu

 

FRENK'E ÇEYREK KALA

FRENK'E ÇEYREK KALA

 Altaylar’dan bir çıktık ki yola,
Bindik atlara, sürdük dört nala,
Durduk, Horasan’da verdik mola,
Şanlı Malazgirt’e çeyrek kala…

Talas’ta tanıdık o Osman’ı,
Otlak eyledik Dandanekan’ı,
Bağdat’ta, biz devraldık İslamı,
Anadolu’muza çeyrek kala…

Ordu sürdük Sina’ya, Kudüs’e,
Pes etmedik haçlıya, Bizans’a,
İşi bırakmadık öyle şansa,
Söğüt İli’mize çeyrek kala…

Doğudan girdik Anadolu’ya,
Kayıkla geçtik Gelibolu’ya,
Edirne’den vardık Niğbolu’ya,
İstanbul’umuza çeyrek kala…

İstanbul’ suz Büyük Hanlık yarım,
Bir hücum eyledi ki Yıldırım,
Fatih ile tamam oldu durum,
Roma, Viyana’ya çeyrek kala…

Sıkı kuşattı Kara Mustafa,
Korkuyla titredi, hep Avrupa,
O Giray düşürdü, o’nu gafa,
Frenk İlleri’ne çeyrek kala…


’Batur Nafiz Tançağlar’
Nafi Çağlar Hacıömerli
12 Mayıs 1995-Batıkent/Ankara

 

ÇOBAN

ÇOBAN

 

ÇOBAN*

Kalmamış bu oymağın çoban*ı.
Elbet bir kısmı görür çabanı…
Bir gün sana bıkkınlık gelirse,
Hatırla, ağa ve bey babanı…

Bu soy; elbet tükenmez ve bitmez.
Yok olmaz, kaybolmaz ve de yitmez…
Lakin bu işler çobansız gitmez,
Senden başkası bunları gütmez…

Fakat, bir çoban bu soya yetmez…
Kimlik ise, bunlara fark etmez…
Nafiz bir yola baş koyduğunda,
Kesinlikle o yoldan çark etmez…




24 Ekim 2009 C.tesi 23:13
Güneşli / Bağcılar / İstanbul



Batur Nafiz TANÇAĞLAR " Nafi Çağlar Budunlu "


* Çoban ; Mahmatlı Dernek Başkanı Nafi Çağlar Budunlu

BATUR

BATUR


BATUR*


Ne gezersin İstanbul’larda Batur?
Sana engel mi ki, etraftaki sur?
Kendine dön; tekrar yumruğunu vur…
Eski yıllara yeniden düşler kur…

Hala buralarda mısın sen Batur?
Git; "Gazi" ili**ne çadırını kur…
Ağır ol; geç oymağın başında dur…
Gir; adam gibi otağ***ına otur…




24 Ekim 2009 Ctesi 22:20
Güneşli/Bağcılar/İstanbul



Batur Nafiz TANÇAĞLAR
" Nafi Çağlar Budunlu "


* Batur ; Nafi Çağlar Budunlu
** Gazi İl ; Gaziantep
*** Otağ ; Bey çadırı

YALNIZ KURT VE ÇAKAL SÜRÜSÜ

YALNIZ KURT VE ÇAKAL SÜRÜSÜ



Bir yalnız kurttu, kendini adamıştı halka,
Etrafındaki ihanetler halka, halka,
Gene de hayatı sürüp gidiyordu,
Sürünerek, debelenerek, düşe kalka…

Durup ta bakmadı kalıbına, yaşına,
Tuz da atmamıştı ekmeğine, aşına,
Bu feleğe ne saflıklar ederken,
Felek, neler getirmedi ki başına…

Dünyalar sığmazdı, hayaline, düşüne,
Girmek istedi, eşsiz halkı(!)nın düşüne,
Gün geldi, yaktılar bağrını zavallının,
Küçük dilini yuttu, düşüne, düşüne…

Ne de güvenmişti, kendince yoldaşı(!)na
Hep onları dikmişti, köşelere, yol başına,
Melül gözlerinin perdesi açıldı önce,
Sonra, o gözleri ki; döndü fal taşına…

Korkmadı çevirdi sırtını eşi(!)ne, dostu(!)na,
Kimler göz dikmedi ki, hayatının kastına,
Art arda yedi sırtına kahpe hançerleri,
Sonra, küller değmez oldu o postuna…

Günleri güzelken, diyecek yoktu şanına,
Evvel akrabalar koşar gelirdi yanına,
Yerde; akrepler, tilkiler, sürüngenler,
Sonra gökte; akbabalar girdi kanına…

Nice hain, nice kansızlar vardı,
Etrafını kuçular, bocu köpekler sardı,
Zamane meydanında çakallar cirit atarken,
Benim soylu kurduma inleri bile dardı…

Karşısına geldiler de dost gibi durdular,
Akıl almaz dümenler, tuzaklar kurdular,
Kancık yılışmalarla ayağına dolandılar,
Her dönüşte sırtına nice darbeler vurdular…

Yol alamadı, gelen vurdu, giden vurdu,
Şöyle yere sağlam bastı, öylece durdu,
İyi düşündü, kendi kendine sordu,
Çakallara boğduruyorlardı kurdu…

Ademoğlu bu; varsın aşağılık olsun,
Yıkılsın bu haller, beylik, ağalık olsun,
Bir yer beğen, yalnız ve asil kurdum,
Başı yüce, hem dumanlık, dağlık olsun…




’Batur Nafiz Tançağlar’
Nafi Çağlar Hacıömerli
30 Ocak 2003-Karşıyaka
Şehitkamil / Gaziantep


SOMA'DA YANDILAR
SOMA’DA YANDILAR

SOMA’DA YANDILAR

Neçe canlar yandı bu Soma’da,
Sanmayın, yanıp gittiler sobada,
Allah düşmana bile vermesin,
Ölenler öldü, kalanlar komada...

Payını da aldı Kırkağaç, Akhisar,
Yaralı çok, yüzlerce de ölü var,
Yakınları darmadağın olmuş, Gel bu yarayı sarabilirsen sar...

Korkulu yürekler gürp gürp atıyor,
Soğuk depolarda naaşlar yatıyor,
Kapılardan birer birer verilen,
Tabutlarda ne umutlar batıyor...

Yandılar, Soma’da yandılar,
Ekmeklerini kömüre bandılar.
Evlerinden tebessümle çıktılar,
Tekrar geri döneriz sandılar.
Yandılar, Soma’da yandılar...


Nafi ÇAĞLAR
Batur Nafiz Tançağlar
15 Mayıs 2014 Perş. 20:20
Nafi Çağlar Kısa Film
BİZİM ELLER / Karayusuflu Köyü

ANTEP FISTIĞI Tarihi


ANTEP FISTIĞI TARİHİ

Araştırma ; NAFİ ÇAĞLAR 



ANTEP FISTIĞI

 

Antep Fıstığının Tarihçesi :

 Araştırma ; Nafi Çağlar 

 

Antep Fıstığının ne zaman keşfedildiği hakkında kesin bir tarih yoktur.

Ancak elde edilen bazı bilgiler ise, kesin olmayan tarihi ile ilgili

Olarak yaklaşık ve önemli ip uçları vermektedir.

Aslında bu fıstık türüne “Antep Fıstığı” denmesi yani

hakkın yerini bulması Türkiye Cumhuriyeti tarihiyle başlar.

Bu sorunun cevabını verirken ; Antep Fıstığı ile ilgili ad karışıklığını da

gidermiş olacağız. Öncelikle bu karışık yani yanlış bilmelerin

Neler olduğuna değinmek isteriz.

Antep Fıstığına Türkiye’nin değişik yerlerinde “Şam Fıstığı” veya

“Çam Fıstığı” ifadesini kullananların sayısı oldukça fazladır.

Hatta son zamanlarda “Siirt Fıstığı “ ifadesi de cabası.

Şam Fıstığı ; Osmanlı Cihan Devleti döneminde,

Şam Eyaleti’nin başşehri Şam İli idi. Ülke dışından gelen tüccarlar

İçin alış veriş merkezi doğal olarak burası idi.

Tüccarlar da fıstığı bu ilden alırlardı. Yani Türkler diğer bir çok ürün de

olduğu gibi, fıstık ihracatını da buradan yaparlardı.

İşte bu sebeple bu fıstığa  Osmanlı Döneminde Şam Fıstığı denilmiştir.

Günümüzdeki insanların Şam Fıstığı deme alışkanlıkları da bu sebepledir.

 

Osmanlı Cihan Devleti dağılınca, yerine kurulan devletlerden Suriye

Türkiye’den ayrılmıştır. Araya kapalı sınırlar girmiştir. Eskiden beri

Şam’dan fıstık alan yabancı tüccarlar Suriye’nin başkenti olmuş olan

Şam’a gelmişlerdir. Şam’da fıstık aramış bulamamışlardır.

Araştırdıklarında fıstığın Şam’a Halep’ten geldiğini öğrenmişleridir.

Halep ; Osmanlı döneminde Şam Eyaleti’ne bağlı bir Sancak (il ,şehir )

İdi. Günümüzde de Suriye’ye bağlı bir şehirdir.

Halep’e gelen tüccarlar burada da fıstığı bulamamışlardır.

Soruşturduklarında, fıstığın eskiden (Osmanlı döneminde)

Halep’e bağlı Ayıntap (Antep) kazasından geldiğini öğrenmişlerdir.

Fakat sınırlar kapalı olduğu için, Antep’te yetişen fıstık ,

Halep’e , oradan da Şam’a ulaşmamaktadır.

Doğal olarak tüccarlar günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’nin

güneyde en önemli illerinden birisi olan Antep ‘e ( Gaziantep’e )

mecburen gelmişler ve bu fıstığın esas yetiştiği yerin

Gaziantep olduğunu görmüşlerdir. Bu zamandan sonra, bu fıstığa

Şam fıstığı deme ihtiyacı da duymamışladır. Artık bundan sonra

olması gereken olmuş ve sadece ticaretten dolayı Şam Fıstığı denilen

bu fıstığa “Antep Fıstığı” denmeye başlanmıştır.

Artık dünya da bu fıstığı bu isimle tanımaktadır ve kayıtlara da

böyle geçmiştir.

Günümüzde, Türkiye’de hala bu fıstığa “Şam Fıstığı “ diyenler var

olması da onların bilgi eksikliğidir. Ne yazık ki,

Türkiye’nin yaklaşık üçte dörtte biri hala Şam Fıstığı diyorsa

Bunun hesabını varın siz yapın…NAFİ ÇAĞLAR MAHMATLI 





Çam Fıstığı ; Antep Fıstığına Çam Fıstığı diyenlerin kullandığı yanlış ifadedir.

Ege Bölgesi’nde , özellikle Denizli il sınırlarında, gövdeleri diğer çamlara göre

daha düzgün olan çam ağaçları vardır. Bu çam ağaçlarına

Antep Fıstığı çeliği ile aşı yapıldığında yeni bir tür ortaya çıkar.

Bu yeni türün verdiği meyve de yeni bir meyve türü olur.

Bu meyve pirinç/çeltik tanelerine veya arpa şehriyeye benzerlik gösterir.

Bu meyveye “ Çam Fıstığı ”  denir. Çam fıstığı pilavlara katmak için

kullanılır.

Günümüzde, Türkiye’de hala bu fıstığa “Çam Fıstığı “ diyenler var

olması da onların bilgi eksikliğidir. Ne yazık ki,

Türkiye’nin yaklaşık üçte dörtte biri hala Çam Fıstığı diyorsa

bunun hesabını varın siz yapın…

Antep Fıstığına Türkiye'nin üçte dörtte birinin Şam Fıstığı,

üçte dörtte birinin de Çam Fıstığı dediğini hesaba katarsak,

Türkiye'nin yarısına yakını yanlış ifade kullanmaktdır.

NAFİ ÇAĞLAR MAHMATLI

 

Siirt Fıstığı ; Gaziantep’ten doğuda sadece Şanlıurfa ‘da Antep fıstığı yetişir.

Şanlıurfa’nın doğusunu Diyarbakır ve Mardin keser. Daha doğuda yer alan

Siirt bölgesinde melengiç ağaçları aşılandığında meyve verir.

İşte bu fıstık Antep Fıstığıdır. Fakat zamanla bazıları Siirt Fıstığı

İfadesini kullanmaya başlamışlarsa da, bunu Antep Fıstığı olduğunu

Herkes bilir ve kabul eder. İşte bu nedenle aynı ülkede ve hatta aynı

Bölgede yer alan bu iki şehirde yetişen fıstığın adı zaten varken yeni bir isim

aramaya gerek yoktur diye düşünüyorum. O zaman Şanlurfalılar da

ayrı isim verseler olur mu? Hayır olmaz…

NAFİ ÇAĞLAR MAHMATLI  “ Nafiz Tançağlar”

 

Antep Fıstığının Kalitesi :

 

  Dünyada fıstık üreten az sayıdaki devletlerden birisi de İran'dır.

Fıtık üretiminde ve ihracatında, İran, Türkiye'ye oranla kendisini

daha iyi tanıtmış olan ve daha çok gelir elde eden devlettir.

Halbu ki ; Türkiye'de yetişen Antep Fıstığı, ; İran'dakinden çok

daha kaliteli olmakla kalmayıp, dünyanın en kaliteli fıstığıdır.

İran fıstık türü ; iri taneli , yuvarlağa çok yakın (oval ) ve

sonuçta fıstık olduğu için lezzetlidir.

İran'dan batıya doğru Gaziantep'e bir hat çizdiğimizde,

Siirt ili çizilen hat üzerinde kalır. İran fıstığına göre Türkiye'nin

Siirt ili sınrlarında yetişen fıstık, İran Fıstığına göre, biraz daha

küçük olup, daha az yuvarlaktır. Lezzeti ise, biraz daha fazladır.

Siirt'ten batıya gelindiğinde Şanlıurfa sınırlarında, fıstığın

tanlerinin daha küçük, daha sivrileşmiş ve daha lezzetli olduğu

görülür.  Şanlıurfa'nın batı komşusu olan il Gaziantep'tir.

Gaziantep'in güney bölgesi Barak Ovası'nda, fıstık artık daha da

küçülmüş, yuvarlağa göre biraz yassılaşmış, yani tanelerin sırtı

keskinleşmiş, ucu sivrileşmiş ve çok daha lezzetli hale gelmiştir.

 Türkiye'de yetişen Antep Fıstığının en çok yetiştirildiği bölge burasıdır.

Burda yetişen fıstık, en lezzetli Antep Fıstığıdır.

Ancak, Gaziantep'in kuzeyinde, Kahramanmaraş sıınırındaki,

dağlık ve kayalık alanlarda yetişen fıstık daha da lezzetlidir.

Bunun sebebi ise, burdaki fıstıklar, yabani sakız ağacından

elde edilmektedirler. Barak Ovası'ndaki fıstıkların çok büyük

çoğunluğu elle dikilen burtumlardan ( aşılanmış sakızlardan)

elde edilmektedir. Antep fıstığının en küçük, en yassı, en sivri

ve en lezzetli olanı Gaziantep'in kuzey bölümündeki çeşitli

yerlerde yetişmektedir. Bu dağınık ve dar alanlar, Şehitkamil,

Yavuzeli, Araban ve Pazarcık sınırları içerisinde yer almaktadır.

 

 Devam edecek……….

 

 

 

 Antep Fıstığının Yetiştirildiği Yerler :

Antep Fıstığının anası diyebileceğimiz

sakız ağacı ( melengiç ağacı ; burç ağacı ) ;

Türkiye'nin her bölgesinde - belki de her ilinde-

yetişmektedir.

Ancak aşılandığı zaman fıstık vermemektedir.

Bazı illerde meyve verse bile, bu tanelerin içi

boş kalmaktadır.

Sakız ağacının yetiştiği ve tanelerini dolduran,

yani Antep Fıstığından mahsul alınabilen yerleri

şöyle sıralayabiliriz.

Antep Fıstığı ; Fıstığın merkezi Gaziantep'in yanı sıra,

Gazaintep'e göre; güneydoğuda Kilis'in bazı

yerlerinde, kuzeyde, Kahramanmaraş'ın

Pazarcık ilçesi sınırlarında, Adıyaman'ın Besni ve

Gölbaşı ilçelerinin batı bölümlerinde,

kuzeydoğuda, Adıyaman'ın Gölbaşı ve Besni

ilçe sınırları ile, Adıyaman merkez ilçenin

güneybatısında bazı yerlerde,

doğuda, Şanlıurfa'nın batı, kuzeybatı ve kuzey

bölümleri ve Siirt il sınırlarında yetişmektedir.

 

 

 

Devam edecek….

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Antep Fıstık Yeşili ;

( Nafiz TANÇAĞLAR )

 

Antep fıstığının en dışında, al ( soluk kırmızı ), pembe veya

beyaz renkli ve halk arasında gevin denilen, samanımsı ve yumuşak

dış kabuk vardır. Bu dış kabuk, insanın iki parmağı ile ufalamaya

çalıştığında kolaylıkla dağılabilir. Bu dağılan kabuğun içinde,

kemik renginde ve kemik gibi sert ikinci bir kabuk vardır.

Bu kabuğu kırmak çok zordur. Bu kabuğu kırmak için insanın

çok sağlam dişi olması lazımdır. Bu nedenle fıstğı rahat kırmak

için penseye benzerlik gösteren bir endeze ( alet ) yapılmıştır.

Bu endezeye " fıstk kıracağı " denir. Bu kabuğun içinden çıkan fıstık,

taze, kuru veya kuruyemiş halinde yani her durumda yenilebilir.

Fıstığın bu kısmına " iç fıstık " denir. İç fıstığın dış yüzeyinde,

koyu kırmızı renge sahip ve ince zar şeklinde bir kabuk daha vardır.

Bu kabuk ta el ile soyulduktan sonra iç fıstığın da içinde artık 

kabuğu olmayan en iç kısmı vardır. Bu parçanın dış yüzeyi

" açık yeşil " renklidir. İşte bu yeşile " fıstık yeşili " denir.

Yani kastedilen " Antep fıstık yeşili " rengidir.

Bu yeşil rengin; yanında bazı habbelerde ( tanelerde) ,

sarıya yaklaştığı görülür. İç fıstığı el ile ikiye bölündüğünde,

bölünmüş yüzlerinin, açık yeşil ile sarı arası bir renkte olduğu

görülür. Yani sarıya daha da yaklaşmış haldedir. Halk deyimiyle

sarıya çalan bu yeşil/açık yeşil renge " Antep fıstık yeşili "

kısaca " fıstık yeşili " denmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Işkın ; Bütün ağaçların köklerinde veya gövdelerine olduğu

sakız ağacı (melengiç ağacı) ve fıstık ağacının da ,

kök ve gövdelerinden yeni çıkan ve boyu bir karış kadar

olan taze filizlere ışkın denir.  

 

 

Işgının yemekleri bile yapılmaktadır.

1) Işgınlı Aş (Işkınlı Pilav) ;

Yaklaşık 10 cm. uzunluğundaki bir kaç haftalık ışkınlar

( taze filizler) toplanır. Bu ışkınlar doğranarak pilav içine konulur.

Böylece ışgınlı pilav olmuş olur.

2) Işgınlı Yumurta ;

Işgınlar suda haşlanır, suyu süzüldükten sonra, kalan kısım

doğranarak yağda kavrulur ve üzerine de yumurta kırılır.

Işgınlı yumurta olmuş olur.

Kaynak ; S.Kurtoğlu

 

 

Kurumuş ve tamamen kırılıp kopmuş fıstık ağacının kütüğünden çıkan ışkın.

 

 

Şetil ; sakız fidanlarına/melengiç fidanlarına şetil denir.

Bu fidanlar yakalşık bir adam boyu kadar veya bir adam

Yeni dikilen fidandan 3-5 yaşındaki fidana kadar

hepsine de şetil denilmektedir.

 

boyundan biraz fazla uzunluğa ve bilek kalınlığına

ulaştığında, bu şetil artık sakız ağacı olur.

Bu sakız ağacı aşılanırsa fıstık ağacı haline dönüşür ve

3 yaşına geldiğinde fıstık(meyve) vermeye başlar.

 Burtum ; Aşılanmış sakız ağacına burtum denir.

 Çelik / Kalem ;   Şetillerin veya yabani sakızların ya da

burtumların aşılanması için, fıstık ağaçlarının gözleri

olan yerlerinden alınan ve yarım karış/bir karış

uzunluğundaki parçasına çelik veya kalem denir.

Karagöz ; Fıstık ağaçlarının meyve vereceği gözeneklerine

(tomucuklarına) karagöz denir. Karagöz denmesinin 

sebebi ;  1) Halk arasında tomucuklara zaten göz denir.

Bu gözler koyu kahverengi olduğundan halk dilinde kara

ifadesi kullanılmış ve bu iki ifade birlşerek "karagöz"

olmuştur. 2) Ayrıca bu tomurcuklar insan gözüne de

benzerlik göstermektedir. Karaya yakın renkte olduğundan

dolayı da "kara göz" denmiş olmalıdır.

 

 

 

 

 Burç ; Bu terim Gaziantep'te iki anlamda kullanılır.

1) Antep fıstık ağacının aşılanmadan önceki ağacının adıdır.

Bu ağaca aynı zamanda, "sakız" ağacı veya "melengiç ağacı" da

denir.

2) Bu ağacın meyvesine denir. Ağacın üzerinde koyu

kahve renginde veya kahverengiye çalan koyu kırmızı  

ve salkımlar halinde bulunan bu meyve veya 

ürün diyebileceğimiz ve yenilebilen bu kısım ,

uzaktan bile çok güzel bir şekilde kokmaktadır.

Belki de halk arasında "burcu burcu kokuyor" deyimi

buradan gelmiştir. Ben çocukluğumda çok iyi hatırlarım.

İlkbaharda dağda, kayalıklarda otlanan keçi sürüsü

kuşluk vaktinde köye geldiklerinde kadınlar tarfından sağılırdı.

Sağılan sütünün kaynatılması sonucu ortaya ta köyün değişik

yerlerinden hissedilen son derece hoş kokular yayılırdı.

Bu kokudan davarların dağın hangi bölgesinde yayıldığını

anlardık. Çünkü o bölge de ağırlıkla yabani burç ağaçları

vardı. Yani keçiler bol bol burç yemişlerdi.

Bu söylediğim olay, ancak yaşayarak anlaşılabilir.

Zaten bu durum, belli yerlerde ve insanın zor karşılaşabileceği 

bir durumdur. Burcu burcu kıkan bu sütten taslar dolusu 

içmek mümkündür. İnsana hiç ağır gelmez. Bu sütün yanında

taze bazlama (bazı) ile sabah öğününü savmak

doğalın en doğalı olan yaşantımızdı bizim...

Bazen oğlak güderken topladığımız bu burçları eve

getirirdik. Ev de büyüklerimiz ocak başlarında, ekmek

yaparlarken, bu burçları hemen öfeleyip(ufalayıp)

kalın bazlama açar ve üzerine bunları küncü (susam)

gibi serpiştirerek, sacın üzerine atarlardı. İşte bu ekmek

burcu burcu kokardı. Burcu burcu kokan bu bazlama ile

burcu burcu kokan sütü içerek, ilkbahar nisan ayında

kuşluk vaktinde, güneşli bir havada yaşadığımız hayat,

burcu burcu burnumda tütüyor...

Sonra da zibilliklere koşar oynardık...

 Misafir geldiğinde, kimi zaman kış oğlakları kesilirdi.

(Kış oğlağı; Ocak-Şubat aylarında doğan oğlaklar.)

3-4 aylık olan ve zaten yumuşak olan,

bu oğlakların közde pişirilen, etleri bile burcu burcu

kokardı ve tadına doyum olmazdı.

Burçlu Bazlama ; Burçlar elle ufalanır, açılmış bazlamanın

üzerine serpiştirilir. Bazlama sacın üzerine konulu ve pişirilir.

 

 

 

 

Melengiç ; Bu terim Gaziantep'e iki anlamda kullanılır.

1) Antep fıstığı ağacının aşılanmadan önceki ağacına

denir.

2) Bu ağacın verdiği meyveye denir. Bu meyve ; kahve tohumu

büyüklüğünde olur. Ham iken sarı beyaz arası rehne sahiptir.

Sonra kırmızılaşmaya ve sonraya morarmaya başlar.

Koyu yeşil veya koyu mavi renge dönüştüğünde

olgunlaşmış olur.

Melengiç Kahvesi ; melengiç meyvesinden elde edilen,

yağlı ve güzel kokulu ( burcu burcu kokan ) olan

kahveye melengiç kahvesi denir.

Melengiç kahvesi mideye rahatlık veren bir özelliktedir.

 

Melengiç/Sakız/Burç ağacının verdiği olgunlaşmamış

"melengiç" meyvesi...

 

 

 

Sakız ;  Bu terim Gaziantep'te iki anlamda kullanılır.

1)   Antep fıstık ağacının aşılanmadan önceki ağacının adıdır.

( Sakız Ağacı ; ) Bu ağaca aynı zamanda, "burç" ağacı veya

"melengiç ağacı" da denir.

 2) Bu ağacın gövdesinden çıkan öz suyuna denir.

Bu öz suyu ağaç gövdesinden ilk  çıktığında, şeffaf ve akışkan 

olur. Sonra katılaşmaya başlar. Tam katılaştığında rengi beyaza 

dönüşür. Yarı katılaştığı zaman , yani dışı katı ve içi sıvı haldeyken 

elle alınıp ağızda çiğnenerek sakız haline getirilir. 

Bu sakızın "fıstık sakızı" nın  insan sağlığına çok yararlı 

olduğu tecrübe edilerek anlaşılmıştır.  

Mesela ; sabahın erken saatlerinde ve aç karnına,

sıvıya daha yakın haldeki çiğnelinen fıstık sakızının

mide ülserini tamamen iyileştirdiği,

mide kanserin ve bir çok sindirim düzeni (sisitemi)

hastalıkları tedavisine çok iyi geldiği

tecrübe edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

Boz ; Fıstık tanelerinin büyümeye başladığı veya büyüdüğü,

daha olgunlaşmadığı ya da içinin yeni dolmaya başladığı,

boz rengini aldığı haline denir.

Ben ; Fıstık tanelerinin içinin dolduğu, olgunlaştğı, renginin

kırmızıya, pembe veya beyaza çaldığı (dönüştüğü),

artık hasılatın toplanmaya hazır hale geldiği halidir.

Yarı Boz ; Fıstğın boz halinin artık kısmen ben şeklini aldığı

haline denir.

Yarı Ben ; Fıstığın artık ben olmaya başladığı halidir.

Ağaç Altı ; Fıstğın olgunlaştığı dönemde, rüzgarın, bazı evcil veya 

yabani hayvanların veya kuşların döktüğü taze (yaş) fıstığın, 

ağacın dibine döküldükten sonra, oarada bir kaç günlük zamanda 

kendi kendine kurumuş haline denir. 

Su Altı ; Fıstık tanelerinin bir kısmının tamamen boş ( tam boz),

bir kısmının yarı boş ( yarı boz), bir kısmının yarı ben ( yarı

olgunlaşmış) ve çok az bir kısmını da ben ( olgunlaşmış)

olduğu halde sıyrılması ( toplanması) sonucu, bu hasılatın

tanelerinin içi su dolu leğene aktarılması ( dökülmesi) ile

içi tamamen boş olanların su yüzüne çıkması, içi kısmen veya

tamamen dolu olanların ise su dibine çökmesi ile işe

yarayanların suyun altında kalması ile elde edilen hasılat 

kısmına su altı denir.

Habbe ; her fıstık tanesine habbe denir.

Özellikle Gaziantep'in güneyinde ki Barak Ovası'nda

"bır habbe" diye konuşurlar.

Çentik ; Habbelerin/tanelerin üzeinde tutunduğu parçaya

çentik denir.

Çeltik ; Çentiklerin oluşturduğu ve fıstık ağacının dalına

tutunmuş olan parçasına çeltik denir.

Çeltik veya onun parçaları olan çentikler ;

dışı birazcık sertlik gösterse de içi yumuşak olan,

fıstık yeşili renginde olup, taneler olgunlaştıkça,

sarıya dönüşen, suyu çekilen ve sertleşen ve kırılganşalan

bir yapıya sahiptirler.

 Cumba ;  Üzüm çeltiği veya salkımına benzetilebilecek

şekilde, fıstık çeltiklerinden ve çentiklerinden oluşan

tanelerin dizili olduğu ve ağaç dallarıyla bağlantıyı sağlayan

kısmına cumba denir.

Üstte ; çeltik. Altta ; çeltiklerden oluşan cumba görünmektedir.

 

Antep Fıstık Cumbası



Antep fıstığının boz hali / boz fıstık (cumba halinde)

 

 

 

 

Antep Fıstığının Yarı Boz Hali / Yarı Boz Fıstık veya

Yarı Ben Fıstık ( Cumba Halinde ) 

 

 

 

 

Antep Fıstığı ; Boz Hali, Yarı Boz Hali / Yarı Ben Hali ve

Ben Hali karışık şekilde ve cumba halinde...

 

 

 

 

İç Fıstık ; Antep fıstığının yenilen iç haline getirlmiş halidir.

Fıstığın en pahalı olanı iç fıstıktır.  

Baklavalık Fıstık ; Antep ağzı ile " paklafalık fıstık " denilen bu

şeklin elde edilişi şöyledir. Hasılat, özellikle taneler/habbeler

yarı boz (yarı dolu) iken sıyrılır ( toplanır ). Bu fıstık harmanda

kurutulur.Sonra iç edilir (iç haline getirilir ) ve ezilir (öğütülür )

Açık yeşil (fıstık yeşili) rengindeki bu fıstık şekli (iç fıstık )

artık baklava için kullanılmaya hazırdır. İç fıstığın en pahalı

olanı bu halidir. Dolaysıyla Antep Baklavalarını pahalı

kılan birinci sebep te budur.

 

 

 

 Antep Fıstığının Üstünlükleri ;  

 

Antep Fıstığını meyve kabul edersek ;

fıstığın diğer meyvelere üstünlüklerini inceleyelim.

1) Enerjisi en fazla olan meyvedir.

Dolaysıyla birim zamanda insan bünyesine kazandırdığı

enerji en yüksektir.

2) Bilinen meyvelerin en lezzetlisidir.

3) Sürekli yenebilen tek meyvedir.

4)

 

 

 

 

 

Devam edecek...

Resimlerde eklenecek...

 

 

AL BENİ

 Al beni, al beni,

Fıstıkların al beni,

Bil ki, sensiz olamam,

Yetiş te gel al beni…

  

Nafiz TANÇAĞLAR 

 19 Kasım 2011 Ct. 09:03

Kocasinan/Bahçelievler/İST.

 

 

ANTEP FISTIĞI

Hey ağam Antep fıstığı.
Herkes sever hep fıstığı.
Sergileri toplayıpta,
Çuvallara dep fıstığı…


Nafiz TANÇAĞLAR
29 Mayıs 2010 C.Tesi 18:27
Kocasinan/Bahçelievler/İst.

 

 

 

 

 MEYVELERİN ŞAHI   

 Meyvelerin yabgusu, kağanı,

Tigini, hanı, hakanı,

Lezzetlerin şahı, padişahı,

Emiri, beyi, sultanı...

 

Nafiz TANÇAĞLAR

 29 Aralık 2011 Perş.23:33

Kocasinan/Bahçelievler/İst.

 











Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam24
Toplam Ziyaret134479
Anket
Sitemizde en çok etkilendiğiniz bölüm / yer neresidir ?
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.85643.8718
Euro4.54804.5662
Hava Durumu
Anlık
Yarın
9° 7°
Saat
KIZIL BAYRAK SİYAH SANCAK

KIZIL BAYRAK        

  SİYAH SANCAK


Son kurultayın adı “Turan” olacak…
Başımızın üstünde Kur’an olacak…
Tarihin sahibi bu Türkler, yeniden,
Şu yeryüzünde; nizamı kuran olacak…

Türklük’ündür; ay ve yıldızlı al bayrak,
İslamlığındır; o yeşil-siyah sancak.
İkisinde cihana hakim kılacak,
Turan soylu Türkler olabilir ancak…



4 Ocak 2010 - K.Sinan/Bahçelievler/İst.


Batur Nafiz TANÇAĞLAR
" Nafi Çağlar Budunlu "

CloudFlare
TÜRK'ÜN DURUŞU

TÜRK’ÜN DURUŞU

Türk’ün çokberk olur yumruk vuruşu,
İşte böyle olur Türk'ün duruşu…
Ağır olur kalkışı, oturuşu,
İşte böyle olur Türk’ün duruşu…

Düzenbaz tilkiler, hep ürkek olur,
Dalkavuk çakallar, hep korkak olur,
Türk’ümü sorarsan hep erkek olur,
İşte böyle olur Türk’ün duruşu…

Karşısındakinin kimliğine bakmaz,
Kimsenin gücü, makamını takmaz,
İnandığı kutlu yoldan hiç çıkmaz,
İşte böyle olur Türk’ün duruşu…

Onlar için bilgedir ak sakallı,
Gönüller engin, tavırlar akıllı,
Bilirler, bu yol; dikenli, çakıllı,
İşte böyle olur Türk’ün duruşu…

Sayarlar, teyzeleri, halaları,
Severler, yavruları, balaları,
Geçerler, surları, kalaları,
İşte böyle olur Türk’ün duruşu…

Satmazlar, emmileri, dayıları,
Korurlar, Oğuzlar’ı, Kayılar’ı,
Korkmazlar, az olsa da sayıları,
İşte böyle olur  Türk’ün duruşu…

Üleşirler önlerindeki aşı,
Yolda koymazlar, koldaş*ı, yoldaşı,
Din-budun uğruna verirler başı,
İşte böyle olur Bozkurt duruşu…

Türklük’ün hası, esası mert olur,
Milletinin derdi, o’na dert olur,
Konu vatan ise, tavrı sert olur,
İşte böyle olur Türk’ün duruşu…

Türk der isen o’nun hası Nafi’dir,
Tam Türk’tür o, katışıksız, safidir,
Erkek görmek istersen, o kafidir,
İşte böyle olur Türk’ün duruşu…
 

Batur Nafiz TANÇAĞLAR
” Nafi Çağlar Budunlu “

17 Mayıs 2008-K.Sinan
Bahçelievler/ İstanbul
 

* Koldaş ; Kollanılan kişi, arkadaş.

ŞEHİT HASAN AĞA'M

ŞEHİT HASAN AĞA'M


Sefer emri ile düştü yollara,
Neçe yerden geçti, gitti çöllere,
Yedi gavur leşi baştan aştı da,,
Hasret kaldı, yardım eden ellere…

Hasan Ağa’m son nefeste yekindi,
Dediler ki, vakitlerden ikindi,
Yatıyordu, susuz yerde, yiğidim,
Çırpındı da son bir defa silkindi…

Nafi der ki; şad olasın Hasan Ağa,
Ne miraslar bıraktınız bu çağa,
Siz Yemen’de, canlarınız verdiniz,
Ulaşamaz gavur bu Karadağ’a…

Ağam, öz ağam, benim Hasan Ağa’m,
Varıp Yemen İli’ni basan ağam…

Ağam, öz ağam, benim Hasan Ağa’m,
Buralardan olmasın tasan ağam...

23 Ekim 2011 Pazar - 01:33
K.Sinan/Bahçelievler/İST.


Şehit Hasan Ağa; Dedem olup, Yemen şehididir.
TÜRKÇE'Nİ

TÜRKÇE’Nİ

- 1 -

Türkçe’ni, Türk’üm,Türkçe’ni…
Uçmağa giden Türkçe’ni…
Turan İli’nin Türkleri,
Ko aparsın o Türkçe’ni…

24 Ocak 2008 - Bakırköy / İst.

- 2 -

Türkçe’ni, Türk’üm Türkçe’ni…
Çıkmaza giden Türkçe’ni…
Türkler terk eder Türkçe’ni,
Ne yaparsın o Türkçe’ni…

20 Mayıs 2008 - Bahçelievler/İst.

ÇUHURDA TÜRKMENEM
ÇUHURDA TÜRKMEN’EM

Binlerce yıldır; Samarra, Ur’da Türkmen’em.
Alemde çoh yerde, orda, burda Türkmen’em.
Neçe dövletler gurdugum öz vetanımda,
Düşmüşem a dostlar, çuhurda Türkmen’em…

Gışlar olanda , sagukta , garda Türkmen’em.
Bir derbent, bir çuhurda, darda Türkmen’em.
Kimi gelir vurur, kimi istemez sürer,
Men bilmiyrem ki a dostlar, harda Türkmen’em…

Mene, bend olmuş gal’alar, surda Türkmen’em.
Ne şekil sahap olag bu yurda Türkmen’em.
Dara düştügümüz vahıtlarda yol veren,
Bir selam varanda öncü kurda, Türkmen’em…


www.nafiztancaglar.com


Batur Nafiz TANÇAĞLAR
Nafi Çağlar Budunlu
14 Mart 2011 Pt. 17:17
K.Sinan/Bahçelievler/İst.
Bize Antepli Derler

BİZE ANTEPLİ DERLER

Barak uzun havası,
Leziz Kilis tavası,
İşte kültür yuvası,

Bize Antepli derler,
Burda düşmanı yerler…

Geniş Barak ovası,
Yiğitlerin yuvası,
Budur Antep liva*sı,

Bize Antepli derler,
Burda düşmanı yerler…

Düşmanın en arsızı,
Artık gelmez Fransız’ı,
Yürekler görmez sızı,

Bize Antepli derler,
Burda düşmanı yerler…

Kuzeyde Karadağ’ı,
Kale gibi Türk Dağı,
Kükreyen gençlik çağı,

Bize Antepli derler,
Burda düşmanı yerler…

Doğuda Fırat nehri,
Gözeldir, Sof’tan seyri,
Ezelden Türk’ün şehri,

30 Mart 2011 Ç.19:27
Bağcılar / İstanbul


Bize Antepli derler,
Burda düşmanı yerler…

Antep etrafı dağlar,
Dağlarda güzel bağlar,
Böyle der Nafi Çağlar,

Bize Antepli derler,
Burda düşmanı yerler…

Bize Antepli derler,
Burda düşmanı yerler…



’Batur Nafiz Tançağlar’
Nafi Çağlar Hacıömerli
12 Mayıs 2008-K.Sinan
Bahçelievler/ İstanbul


* Liva ; Osmanlı Döneminde sancak, il, şehir .

Garadağ Gözeli

GARADAĞ GÖZELİ

Merzimen Çayı* durgun akar.
Bir ucu da Fırat’a çıkar.
Garadağ’da bir gözel gördüm,
Bakışları sineler yakar…

Garadağ’ın üstü yayladır.
Sorun halin, acep hayledir.
Bir duruşu adam öldürür.
Bu Yörük gızları böyledir…

Garadağ** dibi Yavuzeli.
Bu dilber beni etti deli.
Ya almalı ya da gitmeli,
Söyleyin dostlar ne etmeli? ..



Batur Nafiz TANÇAĞLAR
’Nafi Çağlar Mahmatlı’
22 Mart 2011 Salı 01:22
K.Sinan/Bahçelievler/İst.


* Merzimen Çayı ; Gaziantep Yavuzeli ilçesinde bir çay adı.
** Garadağ ; Fırat Nehri’nden Yavuzeli-Araban arasından batıya doğru uzanan
dağın adı.