KIZIL BAYRAK SİYAH SANCAK

NAFİ ÇAĞLAR

Üyelik Girişi
NAFİ ÇAĞLAR - Kişisel
Ürün ve Hizmetler
Site Haritası
Takvim
BİZ NE İDİK
BİZ NE İDİK

Tanrı Dağları'ndan düze indik.
Bozkırlarda ata bindik.
Ne Moğol idik, ne Çin'dik...
Biz; Bilge Han, Kültiğin'dik...

Dinlemez idik Hindu'yu, Persi.
Çekinirdi, Moğol'u Rusu.
Sedleri aşardı akıncı hırsı.
Biz; Mete, Teoman idik...

Altaylar'da at koştururduk.
At nallarıyla su coştururduk.
Ne dinlenir, ne boş dururduk.
Biz; Oğuz, Kara Han idik...

Issık'ta su içer idik.
Sir-Derya'ya geçer idik.
At üstünde uçar idik.
Biz; Salur Han, biz Kazan idik..

Karabaş koçu 'yeni yıl' sayardık.
Üstüne onbir ongun koyardık.
At koşumuyla kültür yayardık.
Biz 'uygar' biz yaman idik..

Bizimdi; bütün Asya'nın içi.
Meskenimizdi; Pekin, Urumçi.
Karşı koyamazdı Mançur'u, Çin'i.
Biz 'hükümdar' biz 'han' idik...
 

Nafi Çağlar Mihmadlı

NE DİYE

NE DİYE

Bizans'a dayandı Çağrı komutan.
'Baş Emir' oldu Tuğrul Sultan.
Boy boy biz olduk Müslüman,
Alemdarlık bize gelsin diye...

Fırat' buraktık biz Kılıç Arslan'ı.
Diyojen'e gönderdik Alp Arslan'ı.
Anadolu'ya saldık Şah Süleyman'ı,
Anadolu da bizim olsun diye...

Paşalar atadık Sırbistan'a.
Donanma yolladık Hindistan'a.
Yollar açtırdık biz Arabistan'a,
Onlara da kader gülsün diye...

Bir 'il' eyledik biz Mısır'ı.
Adalette etmedik kusuru.
O zaman gördüler altın asrı,
Onlar da Türk'ü bilsin diye..

Afrika'da gezdirdik Barbaros'u.
Şimalde Baltık'a tıktık Rus'u.
Bize dayanmadı Frenk-Slav ordusu,
Dünyalar da bizi bilsin diye..

El birliği etti tüm İtilafı.
Yanlarındaydı, Hindu'su, Anzak'ı, safı.
Onlara gösterdik ettikleri gafı,
Türkiye'miz payidar kalsın diye...
 

Nafi Çağlar Hacıömeroğlu

 

FRENK'E ÇEYREK KALA

FRENK'E ÇEYREK KALA

 Altaylar’dan bir çıktık ki yola,
Bindik atlara, sürdük dört nala,
Durduk, Horasan’da verdik mola,
Şanlı Malazgirt’e çeyrek kala…

Talas’ta tanıdık o Osman’ı,
Otlak eyledik Dandanekan’ı,
Bağdat’ta, biz devraldık İslamı,
Anadolu’muza çeyrek kala…

Ordu sürdük Sina’ya, Kudüs’e,
Pes etmedik haçlıya, Bizans’a,
İşi bırakmadık öyle şansa,
Söğüt İli’mize çeyrek kala…

Doğudan girdik Anadolu’ya,
Kayıkla geçtik Gelibolu’ya,
Edirne’den vardık Niğbolu’ya,
İstanbul’umuza çeyrek kala…

İstanbul’ suz Büyük Hanlık yarım,
Bir hücum eyledi ki Yıldırım,
Fatih ile tamam oldu durum,
Roma, Viyana’ya çeyrek kala…

Sıkı kuşattı Kara Mustafa,
Korkuyla titredi, hep Avrupa,
O Giray düşürdü, o’nu gafa,
Frenk İlleri’ne çeyrek kala…


’Batur Nafiz Tançağlar’
Nafi Çağlar Hacıömerli
12 Mayıs 1995-Batıkent/Ankara

 

ÇOBAN

ÇOBAN

 

ÇOBAN*

Kalmamış bu oymağın çoban*ı.
Elbet bir kısmı görür çabanı…
Bir gün sana bıkkınlık gelirse,
Hatırla, ağa ve bey babanı…

Bu soy; elbet tükenmez ve bitmez.
Yok olmaz, kaybolmaz ve de yitmez…
Lakin bu işler çobansız gitmez,
Senden başkası bunları gütmez…

Fakat, bir çoban bu soya yetmez…
Kimlik ise, bunlara fark etmez…
Nafiz bir yola baş koyduğunda,
Kesinlikle o yoldan çark etmez…




24 Ekim 2009 C.tesi 23:13
Güneşli / Bağcılar / İstanbul



Batur Nafiz TANÇAĞLAR " Nafi Çağlar Budunlu "


* Çoban ; Mahmatlı Dernek Başkanı Nafi Çağlar Budunlu

BATUR

BATUR


BATUR*


Ne gezersin İstanbul’larda Batur?
Sana engel mi ki, etraftaki sur?
Kendine dön; tekrar yumruğunu vur…
Eski yıllara yeniden düşler kur…

Hala buralarda mısın sen Batur?
Git; "Gazi" ili**ne çadırını kur…
Ağır ol; geç oymağın başında dur…
Gir; adam gibi otağ***ına otur…




24 Ekim 2009 Ctesi 22:20
Güneşli/Bağcılar/İstanbul



Batur Nafiz TANÇAĞLAR
" Nafi Çağlar Budunlu "


* Batur ; Nafi Çağlar Budunlu
** Gazi İl ; Gaziantep
*** Otağ ; Bey çadırı

YALNIZ KURT VE ÇAKAL SÜRÜSÜ

YALNIZ KURT VE ÇAKAL SÜRÜSÜ



Bir yalnız kurttu, kendini adamıştı halka,
Etrafındaki ihanetler halka, halka,
Gene de hayatı sürüp gidiyordu,
Sürünerek, debelenerek, düşe kalka…

Durup ta bakmadı kalıbına, yaşına,
Tuz da atmamıştı ekmeğine, aşına,
Bu feleğe ne saflıklar ederken,
Felek, neler getirmedi ki başına…

Dünyalar sığmazdı, hayaline, düşüne,
Girmek istedi, eşsiz halkı(!)nın düşüne,
Gün geldi, yaktılar bağrını zavallının,
Küçük dilini yuttu, düşüne, düşüne…

Ne de güvenmişti, kendince yoldaşı(!)na
Hep onları dikmişti, köşelere, yol başına,
Melül gözlerinin perdesi açıldı önce,
Sonra, o gözleri ki; döndü fal taşına…

Korkmadı çevirdi sırtını eşi(!)ne, dostu(!)na,
Kimler göz dikmedi ki, hayatının kastına,
Art arda yedi sırtına kahpe hançerleri,
Sonra, küller değmez oldu o postuna…

Günleri güzelken, diyecek yoktu şanına,
Evvel akrabalar koşar gelirdi yanına,
Yerde; akrepler, tilkiler, sürüngenler,
Sonra gökte; akbabalar girdi kanına…

Nice hain, nice kansızlar vardı,
Etrafını kuçular, bocu köpekler sardı,
Zamane meydanında çakallar cirit atarken,
Benim soylu kurduma inleri bile dardı…

Karşısına geldiler de dost gibi durdular,
Akıl almaz dümenler, tuzaklar kurdular,
Kancık yılışmalarla ayağına dolandılar,
Her dönüşte sırtına nice darbeler vurdular…

Yol alamadı, gelen vurdu, giden vurdu,
Şöyle yere sağlam bastı, öylece durdu,
İyi düşündü, kendi kendine sordu,
Çakallara boğduruyorlardı kurdu…

Ademoğlu bu; varsın aşağılık olsun,
Yıkılsın bu haller, beylik, ağalık olsun,
Bir yer beğen, yalnız ve asil kurdum,
Başı yüce, hem dumanlık, dağlık olsun…




’Batur Nafiz Tançağlar’
Nafi Çağlar Hacıömerli
30 Ocak 2003-Karşıyaka
Şehitkamil / Gaziantep


SOMA'DA YANDILAR
SOMA’DA YANDILAR

SOMA’DA YANDILAR

Neçe canlar yandı bu Soma’da,
Sanmayın, yanıp gittiler sobada,
Allah düşmana bile vermesin,
Ölenler öldü, kalanlar komada...

Payını da aldı Kırkağaç, Akhisar,
Yaralı çok, yüzlerce de ölü var,
Yakınları darmadağın olmuş, Gel bu yarayı sarabilirsen sar...

Korkulu yürekler gürp gürp atıyor,
Soğuk depolarda naaşlar yatıyor,
Kapılardan birer birer verilen,
Tabutlarda ne umutlar batıyor...

Yandılar, Soma’da yandılar,
Ekmeklerini kömüre bandılar.
Evlerinden tebessümle çıktılar,
Tekrar geri döneriz sandılar.
Yandılar, Soma’da yandılar...


Nafi ÇAĞLAR
Batur Nafiz Tançağlar
15 Mayıs 2014 Perş. 20:20
Nafi Çağlar Kısa Film
BİZİM ELLER / Karayusuflu Köyü

Gaziantep 2. İstanbul' dur.- Nafi ÇAĞLAR


GAZİANTEP 2. İSTANBUL'dur.



Gaziantep 2. İstanbul'dur makalesi
Nafi Çağlar Mihmadlı



GAZİANTEP 2. İSTANBUL’DUR.

GAZİANTEP 2. İSTANBUL’DUR.

 

      Gaziantep’i sözüm ona övmek için “Güneydoğunun Paris’i ” diyenleri çok

duymuşsunuzdur. Hatta coğrafyayı biraz daha genişleterek  “Doğunun Paris’i “

diyenlerin de sayısı az değil.Ayıntap 17.yy.da Osmanlı Cihan Devleti’nin Şam

eyaletine bağlı Halep Sancağı’nın önemli bir kazasıdır. İpek yolu üzerindedir.

Bu nedenle önemli ticaret merkezi durumundadır. Bununla birlikte kültür,

sanat alanlarında, geleneksel el sanatlarında oldukça ilerlemiştir.

Hatta Ayıntap’a Küçük Buhara yakıştırması yapılmaya başlanmıştır.

19.yy. ve günümüze kadar da bu özelliklerini korumuştur. Paris ise

moda ile koku imalatıyla ve batının bazı sanat alanlarıyla kendisini tanıtmış

bir şehirdir.Bu koku olayını da ayrıca araştırmanızı öneririm. 

Ayıntap ile Paris’in uzaktan yakından bir ilgisinin olduğunu söylemek

mümkün değildir.Bir benzerliğini söylemek te…

Zaten mesafe olarak ta çok uzak

 

      Peki buna rağmen niye Ayıntap’a Paris benzetmesi yapılmıştır.

Bunu şu şekilde açıklamak gerekir. 19.yy. da Osmanlı artık kendine

özgüvenini yitirmiş ve aşağılık duygusuna kapılmaya başlamış

insanlarla dolmuştur.Özellikle  19.yüzyılın ikinci

yarısında Osmanlı sözde kendini yenilemek için;  Avrupa ülkelerine

– Fransa başta olmak üzere – öğrenciler göndermiştir. Bu öğrencilerin

büyük çoğunluğu, bütün masrafları Osmanlı tarafından karşılanırken,

onlar orada Fransızlar’ın hizmetine derecede Fransız hayranlığı ile

uğraşmışlardır. Kafalarını da bu yönde yormuşlardır.

Bu insanlar İstanbul’a dönünce, sözüm ona kimisi şair, kimisi yazar,

kimisi yönetici olmuşlar ve hayran oldukları Fransız kültürünü

Türkler arasında yaymaya başlamışlardır.

Bunlara Paris’i hiç görmemiş gönüllü hizmetçilerde katılmışlardır.

Yani yozlaşmanın öncülüğünü yapmışlar ve Türk Kültürü’ne ihanet

etmişlerdir.Bunlar bir dönem yani yüzyıllarca Avrupalı’ya karşı

Fransa’yı Türklerin koruma altında tuttuklarını unutacak

kadar kendilerini kaybetmişler ve zavallı duruma düşmüşlerdir.

Ne acıdır ki -bu Türk Kültürüne zarar veren- bu şair ve yazar dedikleri 

insanların birçok yazıları, şiirleri Günümüzde öğretmenler tarafından

öğrencilere ders olarak okutulmaktadır.

Elbette ki, Bu işte birinci sorumlu tepedeki yönetim anlayışıdır.

         Bunların sonucu olarak 19.yüzyılda çok Türkler çok yoğun olarak

Fransız Kültürünün etkisi altına girmişlerdir. Bunun sonucu olarak

Fransız modası başlamıştır. (Moda kelimesi de Fransızca) Bu hayranlık

halka kadar inmiştir. Paris’i ziyaret etmekte, onlar için önemli olmuştur.

Paris’i görüp, daha sonra Türkiye’ye gelince, Ayıntap’a yolu düşenler veya

ününü duyanlar Ayıntap’ı Paris’e benzetmiş olmalılar diye düşünüyorum.

Bu deyim ise daha sonra yaygınlaşmış olmalı. Bunu söyleyip yaygınlaştıranlar,

doğuda bir yerde olduğu içindir ki, Ayıntap’ın gelişmiş olmasını şaşkınlıkla

karşılamış olmalılar. Günümüzde bile bu ön yargı böyle değil mi ki ?

O günün insanlarını şaşırtan Ayıntap’ı gözlerinde büyüttükleri Paris’e

benzetmeyi bir şey yaptıklarını zannetmiş olmalılar.

Yoksa bu 1920-1921 yılları arasında Ayıntap’ı işgale gelen Fransızlar,

teslim olmayan halkın 12000 bin nüfusunun yarısından fazlasını şehit

ederken, Ayıntap’a 70 bin top mermisi atarak iki katlı bina bırakmazken,

böyle harabe ettikleri bir şehri Paris’e benzetecek halleri yoktu elbette.

Bu benzetmeyi yapanlar olsa olsa bizim zavallı hayranlar ( bize hala

günümüzde geçmişin fikir adamları olarak sunulanlar) olabilir.

Zamanla bu deyim ise benimsenmiştir. Oysa bu benzetmeyi yapanlar ; bir

zamanlar  Avrupa’nın güçlü devletlerinin elinden kuratması için Fransızlar’ın

Osmanlı Türk Devleti yalvardığını akıl edemyecek kadar akıllarını kaybetmiş

olmamlılar. Osmanlı tebası olanlar sözde bu Türkler kimbilir Jöntürkler’dir.

Zaten Jön kelimesi de Fransızcadan Türkçeye geçmiş “yeni” anlamına gelen bir

kelimedir.  Bu, söz de yeni Türkçüler için Yeniliği Fransız hayranlığında ve de

taklitçiliğinde aramışlardır kim bilir. 1800-1900 yılları arasında Fransızca’dan

Türkçe’ye bir çok kelimenin geçmesi ve halen dilimizi kirletiyor olması da bu

hayranlığın ve taklitçiliğin sonucu olsa gerek. Günlük hayatta “sağ ol” yerine

mersi, “af edersiniz, özür dilerim, kusura bakmayın, yanlışlıkla oldu,

bilmeyerek oldu” anlamlarında pardon, hatta; bakar mısınız, bir şey

söyleyebilir miyin, beni dinler misiniz anlamında ve anlamı dışında da

kullanmaktadırlar bu itici kelimeyi. Tuhaf değil mi ? Bu kelimenin günlük

hayatta çoğumuzun şahit olduğu, gülünç şekillerde kullanışlarına deyinmek

lazım. Çekilir misin, ileri gider misin, geri gelir misin, bakar mısın,

dinler misin, susar mısın, konuşur musun, oturur musun ,

kalkar mısın, yatar mısın, güler misin (!) ağlar mısın (!)….

Daha say sayabildiğin kadar. Demiryolu ulaşımındaki “katar” yerine tren,

“durak” yerine istasyon, “hat” yerine ray vb. bir çok kelime…

Diğer alanlardaki “elbiseci” yerine mağaza,

“güncel” yerine magazin, “süs eşyası yerine” butik, “mektep

(bu da Arapça)” okul, “yeni bakış” yerine ekol….Sinema,otomobil,

enjektör, …….gibi daha bir çok kelime…

         Bir de akıllarla durgunluk verecek, akıl karı değil diyeceğimiz kelime

kullanımlarına bakalım.Kahvaltılık yiyecek satan yerlere domuz kasabı
 
anlamına gelen şarküteri ( ne bağlantısı varsa) denmiştir.

Müslüman mahallesinde salyangoz satar gibi. ( Zaten Türkiye’den

salyangoz ihracatının başını Fransa çekmektedir.).

Bu şarküteri adını tekel ürünleri satan yerlerde, hazır yiyecek veya

ayak üstü yiyecek satan yerlerde ve daha bir çok iş yerlerinde

görebilirsiniz. Bir gün bir kenar mahallede yürüyordum.

Küçük bir alış veriş merkezi veya büyük bir bakkal adı şöyle idi.

“Köyüm Şarküteri”. Evimden çok uzakta olduğum ve fazla et yemediğim

halde özellikle içeri girdim ve et sordum. Yoktu!!!.Geçenlerde bir de

ne göreyim İstanbul’da bir ekmek satan yerin üzerinde sadece şu yazıyordu

“şarküteri” yani sadece domuz kasabı.Yani siz ekmeği (somunu) domuz

kasabından alıyorsunuz. Galiba adamlar, ekmeğin içine domuz eti

özümseterek daha çok besin almaları (!) için halka fazladan

hizmet (!) veriyorlardır da (!), biz bunu kıymetini (!) bilemiyoruz.
 
Bu adı kasaba verseler dersin ki ; müslümana domuz eti haramsa da

sonun da et satıyor. Ben ömrüm boyunca

şarküteri simin et satan yerde sadece bir kere görebildim.!.

 Daha ilginçlikler devam ediyor.Hem giysi, hem “ayak yolu” yerine

tuvalet kullanılmıştır. Saçmalığa bakınız. Fransızlar “giyeceğe de”

tuvalet diyorlar.Gidip pisledikleri yerlere de Tuvalet diyorlar. Türk kültüründe

elbise (don) ile ayak yolu arasında bir bağlantı biliyorsanız siz söyleyin.
 
Galiba Fransızlar ihtiyaç için gittikleri zaman , elbisenin üzerini kullanıp (!),

sonra da o elbiseyi giyiyorlar (!). Mizah bir yana orta çağ ve yeni çağda ,

hatta yakın çağda Frenklerin ( sonra Fransızların) saraylarındaki belli

yerlere dikilmiş kuş tüylerini araştırılarsa, ayak yolu ile bağlantısının

gerçek cevabını bulabilirler. Ayrıca bizlerin kaba olarak kullandığı lan,

ulan kelimesi de Farnsızca da “eşek” demektir.

Yani günlük yaşantımızda herkes herkese eşek diye hitap ediyor..

Severek te , kavga ederek te…Bu nasıl iştir anlayamadım.bu toplumdaki

nasıl mantıktır çözemedim.

    Peki siz buna bir mantık bulabiliyor musunuz. İşte, şu anda hayatımızın

gerçeği olan bu durumlar ne kadar saçma ise, Ayıntap’a Paris demek te

o kadar saçmadır. Taklitçiliğin bizi getirdiği boyutları artık siz

düşünün...Günümüzde bu benzetmeyi yapanların mantığını da, alışılagelmiş

deyimi tekrar etmeleri ve genel kültür zayıflığıyla açıklamak mümkündür.

Nedense Ayıntap’ı Paris’e benzetenlerin, dünyaya 500 yıl başkentlik yapmış,

hem de Türk şehri olan , hem de kendi yaşadıkları şehir olan

İstanbul akıllarına gelmemiştir.

Bize göre “ Gaziantep 2. İstanbul’dur.”

 1) İstanbul ; Türkiye’nin , Gaziantep ise doğu ve güneydoğunun en

kalabalık ilidir.

2) İstanbul ; Türkiye’nin iş ve ticaret merkezi, Gaziantep ise doğu

ve güneydoğunun iş ve ticaret merkezidir.

3) İstanbul ; Türkiye’nin kültür merkezi , Gaziantep ise doğu ve

güneydoğunun kültür merkezidir.

4)İstanbul ; Türkiye’nin sanayi merkezi, Gaziantep ise

doğu ve güneydoğunun sanayi merkezidir.

5)İstanbul ; Türkiye’nin her yerinden göç alan bir şehir iken, Gaziantep

ise Doğu ve güneydoğunun her yerinden göç alan bir şehirdir.

6) Hatta bu göç ile ilgili olarak Gaziantep’in sizi şaşırtacak birkaç

özelliğini de sıralamak isterim. 1) İstanbul batıdan göç alan

– Gaziantep istisna- tek ildir. Gaziantep batıdan da

göç almaktadır. 2) Gaziantep Akdeniz bölgesi illerinden de göç almaktadır.

Bu iller; Kahramanmaraş, Osmaniye ve Hatay 3) Gaziantep İç

Anadolu’dan bile göç almaktadır.

Örnek ; Sivas  4) Gaziantep son 20 yıldır yurt dışından da göç almaktadır.

Örnek ; Kuzey Irak, Kuzey Suriye, Kuzey İran ve Kuzey Azerbaycan. 

 Ayrıca Gaziantep’in Türkiye’de ve dünyada kendine has özelliklerini

sadece başlıklar halinde yazsak bir sayfa yer kaplar. Bizim buradaki

önceliğimiz, Gaziantep’in ; Paris’e benzemeyen , İstanbul’a benzeyen

yönlerini ortaya koymaktır.

Şimdi sorarım size sevgili okuyucular ;

Gaziantep doğunun, güneydoğunun Paris’i mi , yoksa İstanbul’u mu ?

Cevap ; elbette “GAZİANTEP DOĞU VE GÜNEYDOĞUNUN İSTANBUL’UDUR.”

Diğer bir deyişimizle “GAZİANEP TÜRKİYE’DE 2. İSTANBUL’DUR

  

Nafi Çağlar Mihmadlı

İstanbul / Nisan 2012





GAZİANTEP 2.İSTANBUL'DUR



Gaziantep’i sözüm ona övmek için “Güneydoğunun Paris’i ” diyenleri çok

duymuşsunuzdur. Hatta coğrafyayı biraz daha genişleterek  “Doğunun Paris’i “

 diyenlerin de sayısı az değil.Ayıntap 17.yy.da Osmanlı Cihan Devleti’nin Şam

eyaletine bağlı Halep Sancağı’nın önemli bir kazasıdır. İpek yolu üzerindedir.

Bu nedenle önemli ticaret merkezi durumundadır. Bununla birlikte kültür,

sanat alanlarında , geleneksel el sanatlarında oldukça ilerlemiştir. Hatta

Ayıntap’a Küçük Buhara yakıştırması yapılmaya başlanmıştır. 19.yy. ve

günümüze kadar da bu özelliklerini korumuştur. Paris ise moda ile koku

imalatıyla ve batının bazı sanat alanlarıyla kendisini tanıtmış bir şehirdir.

Ayıntap ile Paris’in uzaktan yakından bir ilgisinin olduğunu söylemek mümkün

değildir. Bir benzerliğini söylemek te…Peki buna rağmen niye Ayıntap’a Paris

benzetmesi yapılmıştır. Bunu şu şekilde açıklamak gerekir. 19.yy. da Osmanlı

artık kendine özgüvenini yitirmiş ve aşağılık duygusuna kapılmaya başlamış

inasanlarla dolmuştur. Türkler bu dönemde maalesef Fransız kültürünün etkisi

altında girmişlerdir. Bunun sonucu olarak Fransız modası başlamıştır. Paris’i

ziyaret etmekte, onlar için önemli olmuştur. Paris’i görüp , daha

sonra Türkiye’ye gelince, Ayıntap’a yolu düşenler veya ününü duyanlar

Ayıntap’ı  Paris’e benzetmiş olmalılar diye düşünüyorum. Bu deyim ise daha

sonra yaygınlaşmış  olmalı. Bunu söyleyip yaygınlaştıranlar, doğuda bir yerde

olduğu içindir ki, Ayıntap’ın gelişmiş olmasını şaşkınlıkla karşılamış olmalılar.

Günümüzde bile bu ön yargı böyle  değil mi ki ? O günün insanlarını şaşırtan

Ayıntap’ı gözlerinde büyüttükleri Paris’e  benzetmeyi bir şey yaptıklarını

zannetmiş olmalılar. Zamanla bu deyim ise  benimsenmiştir.Oysa bu

benzetmeyi yapanlar ; bir zamanlar  Avrupa’nın güçlü devletlerine karşı

Osmanlı Türk Devleti’nin Fransızları koruduğunu unutmuş

olmamlılar. Osmanlı tebası olanlar sözde bu Türkler kimbilir Jöntürkler’dir.

Zaten Jön kelimesi de Fransızcadan Türkçeye geçmiş “yeni” anlamına gelen bir

kelimedir.  Bu, söz de yeni Türkçüler için Yeniliği Fransız hayranlığında ve de

taklitçiliğinde aramışlardır kim bilir. 1800-1900 yılları arasında Fransızca’dan

Türkçe’ye bir çok kelimenin geçmesi ve halen dilimizi kirletiyor olması da bu

hayranlığın ve taklitçiliğin sonucu olsa gerek. Günlük hayatta sağ ol yerine

mersi, af edersiniz, özür dilerim, kusura bakmayın, yanlışlıkla oldu, bilmeyerek

oldu anlamlarında pardon, hatta; bakar mısınız, bir şey söyleyebilir miyin, beni

dinler misiniz anlamında ve anlamı dışında da kullanmaktadırlar bu itici

kelimeyi. Tuhaf değil mi ? Demiryolu ulaşımındaki katar yerine tren, durak

yerine istasyon, hat yerine ray vb. bir çok kelime,diğer alanlardaki elbiseci

yerine mağaza, güncel yerine magazin, süs eşyası yerine butik, kahvaltılık

yiyecek satan yerlere domuz kasabı anlamına gelen şarküteri ( ne bağlantısı

varsa) denmiştir.Daha ilginç olanı

hem giysi , hem ayak yolu yerine tuvalet kullanılmıştır. Saçmalığa bakınız.

Türk kültüründe elbise (don) ile ayak yolu arasında bir bağlantı biliyorsanız siz

söyleyin.Ayrıca bizlerin kaba olarak kullandığı lan, ulan kelimesi de Fransızca

da eşek demektir. Yani günlük yaşantımızda herkes herkese eşek diye hitap

ediyor.. Peki buna bir mantık bulabiliyor musunuz. İşte, şu anda hayatımızın

gerçeği olan bu durumlar ne kadar saçma ise, Ayıntap’a Paris demek te o

kadar saçmadır. Taklitçiliğin bizi getirdiği boyutları artık

siz düşünün...Günümüzde bu benzetmeyi yapanların mantığını da,

alışılagelmiş deyimi  tekrar etmeleri ve genel kültür zayıflığıyla açıklamak

mümkündür. Nedense Ayıntap’ı

Paris’e benzetenlerin, dünyaya 500 yıl başkentlik yapmış, hem de Türk şehri

olan , hem de kendi yaşadıkları şehir olan İstanbul akıllarına gelmemiştir.

 Bize göre “ Gaziantep 2. İstanbul’dur.”

 İstanbul ; Türkiye’nin , Gaziantep doğu ve güneydoğunu en kalabalık ilidir.

İstanbul ; Türkiye’nin iş ve ticaret merkezi, Gaziantep ise doğu ve

güneydoğunun iş ve ticaret merkezidir. İstanbul ; Türkiye’nin kültür merkezi ,

Gaziantep ise doğu ve güneydoğunun kültür merkezidir. İstanbul ; Türkiye’nin

sanayi merkezi, Gaziantep ise  doğu ve güneydoğunun sanayi merkezidir.

İstanbul ; Türkiye’nin her yerinden göç alan  bir şehir iken, Gaziantep ise

Doğu ve güneydoğunun her yerinden göç alan bir şehirdir.

Hatta bu göç ile ilgili olarak Gaziantep’in sizi şaşırtacak birkaç özelliğini de

sıralamak isterim. 1) İstanbul batıdan göç alan – Gaziantep istisna- tek ildir.

Gaziantep batıdan da göç almaktadır. 2) Gaziantep Akdeniz bölgesi illerinden

de göç almaktadır. Bu iller; Kahramanmaraş, Osmaniye ve Hatay

3) Gaziantep iç Anadolu’dan bile göç almaktadır. Örnek ; Sivas 4) Gaziantep

son 20 yıldır Yurt dışından da göç almaktadır. Örnek ; Kuzey Irak, Kuzey

Suriye, Kuzey İran ve Kuzey Azerbaycan. Gaziantep böylece, yurt

dışından göç alması yönüyle de İstanbul'a benzemektedir.

 

Ayrıca Gaziantep’in Türkiye’de ve dünyada kendine has özelliklerini sadece

başlıklar halinde yazsak bir sayfa yer kaplar. Bizim buradaki önceliğimiz,

Gaziantep’in ; Paris’e benzemeyen , İstanbul’a benzeyen yönlerini ortaya

koymaktır.

 Şimdi sorarım size sevgili okuyucular ;

Gaziantep doğunun, güneydoğunun Paris’i mi , yoksa İstanbul’u mu ?

Cevap ; elbette “GAZİANTEP DOĞU VE GÜNEYDOĞUNUN İSTANBUL’UDUR.”

Diğer bir deyişimizle “GAZİANEP TÜRKİYE’DE 2. İSTANBUL’DUR

 

 

Nafi Çağlar Mihmadlı

İstanbul / Nisan 2012


Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam38
Toplam Ziyaret134493
Anket
Sitemizde en çok etkilendiğiniz bölüm / yer neresidir ?
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.84803.8634
Euro4.53534.5535
Hava Durumu
Anlık
Yarın
9° 7°
Saat
KIZIL BAYRAK SİYAH SANCAK

KIZIL BAYRAK        

  SİYAH SANCAK


Son kurultayın adı “Turan” olacak…
Başımızın üstünde Kur’an olacak…
Tarihin sahibi bu Türkler, yeniden,
Şu yeryüzünde; nizamı kuran olacak…

Türklük’ündür; ay ve yıldızlı al bayrak,
İslamlığındır; o yeşil-siyah sancak.
İkisinde cihana hakim kılacak,
Turan soylu Türkler olabilir ancak…



4 Ocak 2010 - K.Sinan/Bahçelievler/İst.


Batur Nafiz TANÇAĞLAR
" Nafi Çağlar Budunlu "

CloudFlare
TÜRK'ÜN DURUŞU

TÜRK’ÜN DURUŞU

Türk’ün çokberk olur yumruk vuruşu,
İşte böyle olur Türk'ün duruşu…
Ağır olur kalkışı, oturuşu,
İşte böyle olur Türk’ün duruşu…

Düzenbaz tilkiler, hep ürkek olur,
Dalkavuk çakallar, hep korkak olur,
Türk’ümü sorarsan hep erkek olur,
İşte böyle olur Türk’ün duruşu…

Karşısındakinin kimliğine bakmaz,
Kimsenin gücü, makamını takmaz,
İnandığı kutlu yoldan hiç çıkmaz,
İşte böyle olur Türk’ün duruşu…

Onlar için bilgedir ak sakallı,
Gönüller engin, tavırlar akıllı,
Bilirler, bu yol; dikenli, çakıllı,
İşte böyle olur Türk’ün duruşu…

Sayarlar, teyzeleri, halaları,
Severler, yavruları, balaları,
Geçerler, surları, kalaları,
İşte böyle olur Türk’ün duruşu…

Satmazlar, emmileri, dayıları,
Korurlar, Oğuzlar’ı, Kayılar’ı,
Korkmazlar, az olsa da sayıları,
İşte böyle olur  Türk’ün duruşu…

Üleşirler önlerindeki aşı,
Yolda koymazlar, koldaş*ı, yoldaşı,
Din-budun uğruna verirler başı,
İşte böyle olur Bozkurt duruşu…

Türklük’ün hası, esası mert olur,
Milletinin derdi, o’na dert olur,
Konu vatan ise, tavrı sert olur,
İşte böyle olur Türk’ün duruşu…

Türk der isen o’nun hası Nafi’dir,
Tam Türk’tür o, katışıksız, safidir,
Erkek görmek istersen, o kafidir,
İşte böyle olur Türk’ün duruşu…
 

Batur Nafiz TANÇAĞLAR
” Nafi Çağlar Budunlu “

17 Mayıs 2008-K.Sinan
Bahçelievler/ İstanbul
 

* Koldaş ; Kollanılan kişi, arkadaş.

ŞEHİT HASAN AĞA'M

ŞEHİT HASAN AĞA'M


Sefer emri ile düştü yollara,
Neçe yerden geçti, gitti çöllere,
Yedi gavur leşi baştan aştı da,,
Hasret kaldı, yardım eden ellere…

Hasan Ağa’m son nefeste yekindi,
Dediler ki, vakitlerden ikindi,
Yatıyordu, susuz yerde, yiğidim,
Çırpındı da son bir defa silkindi…

Nafi der ki; şad olasın Hasan Ağa,
Ne miraslar bıraktınız bu çağa,
Siz Yemen’de, canlarınız verdiniz,
Ulaşamaz gavur bu Karadağ’a…

Ağam, öz ağam, benim Hasan Ağa’m,
Varıp Yemen İli’ni basan ağam…

Ağam, öz ağam, benim Hasan Ağa’m,
Buralardan olmasın tasan ağam...

23 Ekim 2011 Pazar - 01:33
K.Sinan/Bahçelievler/İST.


Şehit Hasan Ağa; Dedem olup, Yemen şehididir.
TÜRKÇE'Nİ

TÜRKÇE’Nİ

- 1 -

Türkçe’ni, Türk’üm,Türkçe’ni…
Uçmağa giden Türkçe’ni…
Turan İli’nin Türkleri,
Ko aparsın o Türkçe’ni…

24 Ocak 2008 - Bakırköy / İst.

- 2 -

Türkçe’ni, Türk’üm Türkçe’ni…
Çıkmaza giden Türkçe’ni…
Türkler terk eder Türkçe’ni,
Ne yaparsın o Türkçe’ni…

20 Mayıs 2008 - Bahçelievler/İst.

ÇUHURDA TÜRKMENEM
ÇUHURDA TÜRKMEN’EM

Binlerce yıldır; Samarra, Ur’da Türkmen’em.
Alemde çoh yerde, orda, burda Türkmen’em.
Neçe dövletler gurdugum öz vetanımda,
Düşmüşem a dostlar, çuhurda Türkmen’em…

Gışlar olanda , sagukta , garda Türkmen’em.
Bir derbent, bir çuhurda, darda Türkmen’em.
Kimi gelir vurur, kimi istemez sürer,
Men bilmiyrem ki a dostlar, harda Türkmen’em…

Mene, bend olmuş gal’alar, surda Türkmen’em.
Ne şekil sahap olag bu yurda Türkmen’em.
Dara düştügümüz vahıtlarda yol veren,
Bir selam varanda öncü kurda, Türkmen’em…


www.nafiztancaglar.com


Batur Nafiz TANÇAĞLAR
Nafi Çağlar Budunlu
14 Mart 2011 Pt. 17:17
K.Sinan/Bahçelievler/İst.
Bize Antepli Derler

BİZE ANTEPLİ DERLER

Barak uzun havası,
Leziz Kilis tavası,
İşte kültür yuvası,

Bize Antepli derler,
Burda düşmanı yerler…

Geniş Barak ovası,
Yiğitlerin yuvası,
Budur Antep liva*sı,

Bize Antepli derler,
Burda düşmanı yerler…

Düşmanın en arsızı,
Artık gelmez Fransız’ı,
Yürekler görmez sızı,

Bize Antepli derler,
Burda düşmanı yerler…

Kuzeyde Karadağ’ı,
Kale gibi Türk Dağı,
Kükreyen gençlik çağı,

Bize Antepli derler,
Burda düşmanı yerler…

Doğuda Fırat nehri,
Gözeldir, Sof’tan seyri,
Ezelden Türk’ün şehri,

30 Mart 2011 Ç.19:27
Bağcılar / İstanbul


Bize Antepli derler,
Burda düşmanı yerler…

Antep etrafı dağlar,
Dağlarda güzel bağlar,
Böyle der Nafi Çağlar,

Bize Antepli derler,
Burda düşmanı yerler…

Bize Antepli derler,
Burda düşmanı yerler…



’Batur Nafiz Tançağlar’
Nafi Çağlar Hacıömerli
12 Mayıs 2008-K.Sinan
Bahçelievler/ İstanbul


* Liva ; Osmanlı Döneminde sancak, il, şehir .

Garadağ Gözeli

GARADAĞ GÖZELİ

Merzimen Çayı* durgun akar.
Bir ucu da Fırat’a çıkar.
Garadağ’da bir gözel gördüm,
Bakışları sineler yakar…

Garadağ’ın üstü yayladır.
Sorun halin, acep hayledir.
Bir duruşu adam öldürür.
Bu Yörük gızları böyledir…

Garadağ** dibi Yavuzeli.
Bu dilber beni etti deli.
Ya almalı ya da gitmeli,
Söyleyin dostlar ne etmeli? ..



Batur Nafiz TANÇAĞLAR
’Nafi Çağlar Mahmatlı’
22 Mart 2011 Salı 01:22
K.Sinan/Bahçelievler/İst.


* Merzimen Çayı ; Gaziantep Yavuzeli ilçesinde bir çay adı.
** Garadağ ; Fırat Nehri’nden Yavuzeli-Araban arasından batıya doğru uzanan
dağın adı.