KIZIL BAYRAK SİYAH SANCAK

NAFİ ÇAĞLAR

Üyelik Girişi
NAFİ ÇAĞLAR - Kişisel
Ürün ve Hizmetler
Site Haritası
Takvim
BİZ NE İDİK
BİZ NE İDİK

Tanrı Dağları'ndan düze indik.
Bozkırlarda ata bindik.
Ne Moğol idik, ne Çin'dik...
Biz; Bilge Han, Kültiğin'dik...

Dinlemez idik Hindu'yu, Persi.
Çekinirdi, Moğol'u Rusu.
Sedleri aşardı akıncı hırsı.
Biz; Mete, Teoman idik...

Altaylar'da at koştururduk.
At nallarıyla su coştururduk.
Ne dinlenir, ne boş dururduk.
Biz; Oğuz, Kara Han idik...

Issık'ta su içer idik.
Sir-Derya'ya geçer idik.
At üstünde uçar idik.
Biz; Salur Han, biz Kazan idik..

Karabaş koçu 'yeni yıl' sayardık.
Üstüne onbir ongun koyardık.
At koşumuyla kültür yayardık.
Biz 'uygar' biz yaman idik..

Bizimdi; bütün Asya'nın içi.
Meskenimizdi; Pekin, Urumçi.
Karşı koyamazdı Mançur'u, Çin'i.
Biz 'hükümdar' biz 'han' idik...
 

Nafi Çağlar Mihmadlı

NE DİYE

NE DİYE

Bizans'a dayandı Çağrı komutan.
'Baş Emir' oldu Tuğrul Sultan.
Boy boy biz olduk Müslüman,
Alemdarlık bize gelsin diye...

Fırat' buraktık biz Kılıç Arslan'ı.
Diyojen'e gönderdik Alp Arslan'ı.
Anadolu'ya saldık Şah Süleyman'ı,
Anadolu da bizim olsun diye...

Paşalar atadık Sırbistan'a.
Donanma yolladık Hindistan'a.
Yollar açtırdık biz Arabistan'a,
Onlara da kader gülsün diye...

Bir 'il' eyledik biz Mısır'ı.
Adalette etmedik kusuru.
O zaman gördüler altın asrı,
Onlar da Türk'ü bilsin diye..

Afrika'da gezdirdik Barbaros'u.
Şimalde Baltık'a tıktık Rus'u.
Bize dayanmadı Frenk-Slav ordusu,
Dünyalar da bizi bilsin diye..

El birliği etti tüm İtilafı.
Yanlarındaydı, Hindu'su, Anzak'ı, safı.
Onlara gösterdik ettikleri gafı,
Türkiye'miz payidar kalsın diye...
 

Nafi Çağlar Hacıömeroğlu

 

FRENK'E ÇEYREK KALA

FRENK'E ÇEYREK KALA

 Altaylar’dan bir çıktık ki yola,
Bindik atlara, sürdük dört nala,
Durduk, Horasan’da verdik mola,
Şanlı Malazgirt’e çeyrek kala…

Talas’ta tanıdık o Osman’ı,
Otlak eyledik Dandanekan’ı,
Bağdat’ta, biz devraldık İslamı,
Anadolu’muza çeyrek kala…

Ordu sürdük Sina’ya, Kudüs’e,
Pes etmedik haçlıya, Bizans’a,
İşi bırakmadık öyle şansa,
Söğüt İli’mize çeyrek kala…

Doğudan girdik Anadolu’ya,
Kayıkla geçtik Gelibolu’ya,
Edirne’den vardık Niğbolu’ya,
İstanbul’umuza çeyrek kala…

İstanbul’ suz Büyük Hanlık yarım,
Bir hücum eyledi ki Yıldırım,
Fatih ile tamam oldu durum,
Roma, Viyana’ya çeyrek kala…

Sıkı kuşattı Kara Mustafa,
Korkuyla titredi, hep Avrupa,
O Giray düşürdü, o’nu gafa,
Frenk İlleri’ne çeyrek kala…


’Batur Nafiz Tançağlar’
Nafi Çağlar Hacıömerli
12 Mayıs 1995-Batıkent/Ankara

 

ÇOBAN

ÇOBAN

 

ÇOBAN*

Kalmamış bu oymağın çoban*ı.
Elbet bir kısmı görür çabanı…
Bir gün sana bıkkınlık gelirse,
Hatırla, ağa ve bey babanı…

Bu soy; elbet tükenmez ve bitmez.
Yok olmaz, kaybolmaz ve de yitmez…
Lakin bu işler çobansız gitmez,
Senden başkası bunları gütmez…

Fakat, bir çoban bu soya yetmez…
Kimlik ise, bunlara fark etmez…
Nafiz bir yola baş koyduğunda,
Kesinlikle o yoldan çark etmez…




24 Ekim 2009 C.tesi 23:13
Güneşli / Bağcılar / İstanbul



Batur Nafiz TANÇAĞLAR " Nafi Çağlar Budunlu "


* Çoban ; Mahmatlı Dernek Başkanı Nafi Çağlar Budunlu

BATUR

BATUR


BATUR*


Ne gezersin İstanbul’larda Batur?
Sana engel mi ki, etraftaki sur?
Kendine dön; tekrar yumruğunu vur…
Eski yıllara yeniden düşler kur…

Hala buralarda mısın sen Batur?
Git; "Gazi" ili**ne çadırını kur…
Ağır ol; geç oymağın başında dur…
Gir; adam gibi otağ***ına otur…




24 Ekim 2009 Ctesi 22:20
Güneşli/Bağcılar/İstanbul



Batur Nafiz TANÇAĞLAR
" Nafi Çağlar Budunlu "


* Batur ; Nafi Çağlar Budunlu
** Gazi İl ; Gaziantep
*** Otağ ; Bey çadırı

YALNIZ KURT VE ÇAKAL SÜRÜSÜ

YALNIZ KURT VE ÇAKAL SÜRÜSÜ



Bir yalnız kurttu, kendini adamıştı halka,
Etrafındaki ihanetler halka, halka,
Gene de hayatı sürüp gidiyordu,
Sürünerek, debelenerek, düşe kalka…

Durup ta bakmadı kalıbına, yaşına,
Tuz da atmamıştı ekmeğine, aşına,
Bu feleğe ne saflıklar ederken,
Felek, neler getirmedi ki başına…

Dünyalar sığmazdı, hayaline, düşüne,
Girmek istedi, eşsiz halkı(!)nın düşüne,
Gün geldi, yaktılar bağrını zavallının,
Küçük dilini yuttu, düşüne, düşüne…

Ne de güvenmişti, kendince yoldaşı(!)na
Hep onları dikmişti, köşelere, yol başına,
Melül gözlerinin perdesi açıldı önce,
Sonra, o gözleri ki; döndü fal taşına…

Korkmadı çevirdi sırtını eşi(!)ne, dostu(!)na,
Kimler göz dikmedi ki, hayatının kastına,
Art arda yedi sırtına kahpe hançerleri,
Sonra, küller değmez oldu o postuna…

Günleri güzelken, diyecek yoktu şanına,
Evvel akrabalar koşar gelirdi yanına,
Yerde; akrepler, tilkiler, sürüngenler,
Sonra gökte; akbabalar girdi kanına…

Nice hain, nice kansızlar vardı,
Etrafını kuçular, bocu köpekler sardı,
Zamane meydanında çakallar cirit atarken,
Benim soylu kurduma inleri bile dardı…

Karşısına geldiler de dost gibi durdular,
Akıl almaz dümenler, tuzaklar kurdular,
Kancık yılışmalarla ayağına dolandılar,
Her dönüşte sırtına nice darbeler vurdular…

Yol alamadı, gelen vurdu, giden vurdu,
Şöyle yere sağlam bastı, öylece durdu,
İyi düşündü, kendi kendine sordu,
Çakallara boğduruyorlardı kurdu…

Ademoğlu bu; varsın aşağılık olsun,
Yıkılsın bu haller, beylik, ağalık olsun,
Bir yer beğen, yalnız ve asil kurdum,
Başı yüce, hem dumanlık, dağlık olsun…




’Batur Nafiz Tançağlar’
Nafi Çağlar Hacıömerli
30 Ocak 2003-Karşıyaka
Şehitkamil / Gaziantep


SOMA'DA YANDILAR
SOMA’DA YANDILAR

SOMA’DA YANDILAR

Neçe canlar yandı bu Soma’da,
Sanmayın, yanıp gittiler sobada,
Allah düşmana bile vermesin,
Ölenler öldü, kalanlar komada...

Payını da aldı Kırkağaç, Akhisar,
Yaralı çok, yüzlerce de ölü var,
Yakınları darmadağın olmuş, Gel bu yarayı sarabilirsen sar...

Korkulu yürekler gürp gürp atıyor,
Soğuk depolarda naaşlar yatıyor,
Kapılardan birer birer verilen,
Tabutlarda ne umutlar batıyor...

Yandılar, Soma’da yandılar,
Ekmeklerini kömüre bandılar.
Evlerinden tebessümle çıktılar,
Tekrar geri döneriz sandılar.
Yandılar, Soma’da yandılar...


Nafi ÇAĞLAR
Batur Nafiz Tançağlar
15 Mayıs 2014 Perş. 20:20
Nafi Çağlar Kısa Film
BİZİM ELLER / Karayusuflu Köyü

" Gazi " Antep Destanı - Nafi Çağlar Mihmadlı


"Gazi" Antep Destanı 

         Nafi Çağlar Mihmadlı

 GAZİANTEP - Şahinbey'in Mezarı ; Dünya Gençleri Dostluk ve Dayanışma Derneği ; 27 Ekim 2012 Ct. 09:27
GAZİANTEP - Şahinbey'in Mezarı ; Türk Dünyası Gençleri Dostluk ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu ; 27 Ekim 2012 Ct. 09:27


"Gazi" Antep Destanı 

         Nafi Çağlar Mihmadlı




BOYNO OĞLU MEMİK AĞA

ir akşamüstü Araptar’ı bastılar,
Frenk çullarını rast gele astılar,
Kudurmuşlar, saldırdılar ahırlara,
Tavuk ve oğlak koymadılar kestiler…

Fransız’ı geldi de bize bulaştı,
Kuduz itler gibi mallara dalaştı,
Beklemeden, durmadan, sabah demeden,
Memik Ağa’ya kötü haber ulaştı…

Boyno’nun oğlu Memik de geldi dile,
“Bakın şu itlerin ettiğine hele
Ulaşın Ahmet-Mehmet Kahyalar ile,
Söyleyin Çavdar Ağa’ya da tez gele…”

Sarhoş melunlar, sabahleyin zor aydı,
Köylünün her biri ayrı bir dağdaydı,
O gavuru Çatalmazı’da bekleyen,
Ahmet,Mehmet,Çavdar ve Memik Ağa’ydı…

Frenk gavuru da gemi aldı azıya,
Sürüyle de geldiler Çatalmazı’ya…
Köylü çetelerden yiyince dom domu,
Döndüler, kuyruğu kısılmış tazıya…

Yürü bre it gavur, boyun görüldü,
O pis leşlerin bir bir yere serildi,
Antep Elleri’nde, Sof Vadileri’nde,
Hesabın görüldü, defterin dürüldü...



14 Mart 2004 – Gültepe/Küçükçekmece/İstanbul
Batur Nafiz Tançağlar
"Nafi Çağlar Mihmadlı"


* Boyno Oğlu Memik Ağa ; Antep Çete Reislerinden




ŞAHİNBEY DESTANI


Üsteğmen Mehmet Sait Bey’in anısına…

Yıl 1920,
Aylardan Ocak…
Dolaştı Mehmet Sait bucak bucak…
Her köye, her eve girdi ocak ocak…
Sordu boz uşağa,

“Bu memleketin hali n’olacak?”

Son sözünü söyledi…

“Benim diyen yürekler,
Yarın şafakta Almalı Tepesi’nde olacak…”

Göklerde gezerler,
Yer yüzünü bir güzel süzerler…
Konarlarsa da tepeliklere konarlar…
“Şahindir” dediler bu kuşun adı…
Oğuz’un töresinde vardır…
Şahin alıcı olur,
Şahin yırtıcı olur…

Sen de tepelikte topladın zurbanı,
“Biziz bu vatanın kurbanı”
Senin namına “Şahin” yakışır dediler…
Seherde, kırmalısını kapan,
Mavzeriyle kopan gelmişti…,
Tepelikte biraz düzdü…
Gelen çete tamam İkiyüz’dü…

Yıl 1920;
3 Şubat ve 20 Şubat ,
Haberler berbat…

“Kirli ayaklarıyla….”

Düşman geliyordu kat kat…
Korkmadı,
Şahin’im yürüdü fakat…
Bir avuç köylü çetesiyle,
Onca düşmanı aylarca oyaladı..
Kaç defa;
Bu it sürüsünü Kilis’e kadar kovaladı.

Bu yollar onlara dardı…
Burada Şahin vardı…
Denizler ötesinden gelen bu “batının da
Çelik zırhları vardı…
Fakat benim inancım onları boğar dı… M.A.E.

Yürüyordu düşman,
Sekiz bin piyade,
İki yüz süvari…
Bir batarya top,”
Dört tank…
On altı makineli ve
Çok sayıda tüfekti…

Leş kokusu almış sırtlan sürüsü gibi yürüyorlardı…
Arkalarında bir çok çelik aletler sürüyorlardı…
Asıl leşler ayak basmıştı
güzelim memleketime…
Arada durup etrafa ürüyorlardı…

İkiyüz kadardı Şahin’imin çetesi…
Var mıydı daha bunun ötesi…
Zaten bir kısmı da önceden azalmıştı…
Kala kala On sekiz kalmıştı…
Kısa sürede son sekiz kalmıştı…
Ve sonunda
Ve Almalı sırtlarında,
Ve köprü başında,
Şahin’im tekti…
O’nun işi köprüyü beklemekti…
Ondaki çatal,
Çifte çeliklenmiş,
Mangal gibi yürekti…

Kürşad’dı Uygur Eli’nde,
Hamza’ydı Bedir Çölü’nde…
Kur’an, Töre’si elinde,
Besmele, marşlar dilinde….

Gözleri şimşekti,
Başı dikti…
Bir nefes içini çekti…
“Dersini vermek lazımdı,
Bu Fransız illetine..”
Sonra bir daha kazdı aklına,
“Verdiği sözü milletine!..”
“Gayri serden geçmek vakti gelmişti…

Sağ omzunu gerdi,
Kurşunu verdi de verdi…
Düşmanın derdi işgaldi…
Vatanıydı o’nun derdi…
“Uzak Asya’dan koşarak,
Ak
deniz’e bir aygır başı gibi uzanan,
bu memleket bizim”di…(N.H.R.)

Hep dilindeydi,
“Ben yaşarken düşman geçemez” derdi…

“Çekti tetiği bismillahlarla beraber
Gitti kafirin biri…Y.B.B..”

Düştü kafirin biri daha…
Biri daha biri daha…
Şahin’im baş edemiyordu…
“Fransız kurşunu da adama değmiyordu…”
Düştü bir kafir daha …
Bir daha..Bir daha…
Düşman ateşi artmıştı…
Çöktü Şahin’im…
Küçülttü hedefi,
Yine tutturdu hedefi…
Düştü iki kafir daha…
Şahinbey bir Antepli’ydi.

“Antepliler yaman olur,
Kaçan tavşanı arka ayağından,
Uçan turnayı
gözünden vururlar(dı)
Türk atının üzerinde çınar gibi dururlar(dı)! N.H.R ”

Şahin’im de;
düşman köprüye yaklaşmadan önce
öyle duruyordu…
Atını oradan oraya yoruyordu…
Şahin’im de attığını vuruyordu…
Lakin düşman çoktu…
Şahin’imin de ağır silahı yoktu…

İyice yaklaştı Frenk,
Ne yapmak gerek?..
Köprüyü tutmak gerek…
Şahin’im devam etti…
Bir soysuz daha gitti…
Bir daha derken,
Ve tetik boşa gitti…
Ve mermi bitti…Ve mermi bitti…
Mermi bitti de ,
Sekiz soysuz da gitti…
Tüfekte süngü vardı,
Lakin mesafe dardı…
Ayağa kalktı Şahin’im…
Demir bir dağ gibi durdu…
Sağ eliyle namlunun ucunu tuttu,
Sol eli de ağaçtan kabzadaydı,
Kaldırdı sağ bacağını,
Tüfeğini yan çevirip,
Vurdu da vurdu…
Tüfeği orta yerden kırdı…

O;
Mustafa Kemal’in askeriydi,
Düşmana,
Ne sancak ne tüfek verirdi…
Ve Şahin’im sonunu görüyordu…
Tanrı Dağı’nda Kürşad misali duruyordu…

Yemen’den Galiçya’ya
Sina’dan Çatalca’ya,
Balkanlar’da,
Nice harpte,
Trablusgarb’ta…
Ne cenkler görmüştü,
Düşmanın karşısında hep böyle durmuştu…
Hafızasını yokladı son emire,
Bir söz vermişti Özdemir’e…

“Düşman cesedimi çiğnemeden geçemez,
Bu Antep’e giremez…”

Düşmanı bu kadar uğraştıran ,
Şahin Çetesi bir avuçtu…
Çoğu bir bir Hakk’ına kavuştu…
Ve Şahin’im bir başına köprü başında,
Tam … yaşında..
Az öteden bir ses duyuluyordu…

“Şahin’im geri dön,
Kıydırma canına,
Girmesin kahpe düşman kanına,
Çetelerimiz başsız kalır,
Yoksa ben de gelirdim yanına…
Dön Şahin’im,
Onları Antep girişinde yine karşılaşırız…
Dön Şahin’im…
Henüz fırsat varken,
Sen bu vatana daha çok lazımsın,
Şahadetin daha erken,..”

Karayılan’ım daha böyle haykırırken,
Düşman kavuştu derken…
Şahin’im,
Karayılan’ı duyuyordu ve duymuyordu…
Karayılan’ın çağrısına uymuyordu…
Özdemir’e ve milletine ahdini yerde koymuyordu,
Şahin’im şahadete doymuyordu…

O,
Mustafa Kemal’in askeriydi,
O da biliyordu,
Düşmana kaybettirilen her vakit,
Türk Ordusu’na,
Türk Milleti’ne kazandırılan vakitti…
Sırf bu uğurda nice canlar gitti…
Ve fakat buna değdi,
Sonunda düşmanlar baş eğdi…
O da biliyordu,
O’nun bu çetesi,
Çanakkale’nin 57.Alayı’ydı…
Kendisi de Hasan Albayı’ydı…
O da Mustafa Kemal gibi,
Çetelerine ölmeyi emretti…
Ve…
Ve ...
Ve düşman yetti,
Şahin’imin de vadesi yetti…
Alnı açık, başı dikti…
Her şerefli Türk askeri gibi,
O’nun da yüzü düşmana dönüktü…
Ancak, şimdilik düşman geçecekti,
Bu yüzden rengi biraz sönüktü…
Evvel sol kaşından yedi süngü darbesini…
Kaşından aldı yarayı, başından aldı,
Fakat Şahin’in yıkılmadı…
Şahin’im yılmadı…
Sanki,
Kaç dakika oyalarsam, vatanıma kardı,
“Ey kahpe düşman bu topraklar size dardı”
Diyordu…

Ve göğsüne ve mangal gibi yüreğine,
Bir ara öne kıvranınca,
Sırtına, küreğine…
Sayısız süngüler saplanıyordu…
İlerde çeteler, milisler tekrar toplanıyordu…
Her süngü,
Sanki Antepli’nin bağrına saplanıyordu…
Tepeliliklerde,
Milisler sızım sızım sızlanıyordu,
Taa Ankara’da Mustafa Kemal’in yüreği sızlıyordu…
Lakin yardıma gelemiyordu,
Yunan’la uğraşmaktaydı ordu…
Şahin’imin her yanından akan kandı,
Giden can, bizim candı…
Bir can da son andı…
Lakin Şahin’im biliyordu;
“Antep Kalesi’nde ve her mahallesinde,
Karabıyıklı Dağı’nda,, Dülük Dağı’ında,
Güreniz’de, Sof’da, Karadağ’da,
Ve Antep’in her tepesinde, her dağında,
Ve Antep’in her yanında,
Bir meşale yandı…
İşte ;
Şahin’im bunun için dayandı…
Dayandı Şahin’im bir kere daha dayandı…
Kevser’e sevindi,
Antep’e içi yandı…

“Eşhedü enla ilahe illallah ve
Eşhedü enne Muhammed’en Resulullah.”

Şahin’im bir çınar gibi devrildi yattı…
Bir süre, Antepli’in ruhunu dağıttı…
Anaları bacıları mateme attı…
Antepli’nin o’na yaktığı feryat, figan,
Koca bir türkü, derin bir ağıttı…

“Antep’in Harbine on bir ay oldu.
Kurudu kanımız benizler soldu.
Analar, bacılar saçını yoldu…
Uyan Şahin uyan, gör neler oldu.
Sevgili Antep’e Fransız doldu.

Şahin’i sorarsan, otuz yaşında.
Süngüyle vuruldu köprü başında,
Çeteler oturmuş ağlar başında…
Uyan Şahin uyan, gör neler oldu.
Sevgili Antep’e Fransız doldu.

Uyan Şahin uyan, uyanmaz mısın?
Diz çöküp düşmana dayanmaz mısın?
Al kızıl kanlara boyanmaz mısın?
Uyan Şahin uyan, gör neler oldu.
Sevgili Antep’e Fransız doldu.

Şahinbey vuruldu, yollar açıldı.
Antep’in üstüne matem saçıldı.
Birçok minareler topla biçildi.
Uyan Şahin uyan, gör neler oldu.
Sevgili Antep’e Fransız doldu.

Kimi yaralanmış, kanlar saçıyor.
Kimi süngülere bağrın açıyor.
Kimi yavrusunu almış kaçıyor.
Uyan Şahin uyan, gör neler oldu.
Sevgili Antep’e Fransız doldu.”

1920 ; 28 Mart gününde,
Elmalı Tepesi’nin önünde…
Şahin’im yatardı…
O günden sonra ,
Taşıtlar müziklerini kapatırdı.
Oradan geçen yolcular ;
Dualarını okurlar ve
Bir müddet susarlardı…
Bu ; o cengavere saygıdandı…
Gaziantep’ten Kilis istikametine
Giderken yol biraz eğimli olduğundan,
Sürücülerin kendi haline bıraktığı taşıtlar;
Bir kuş gibi süzülerek,
Dönemeçli yoldan,
Mezara göre,
Hemen soldan,
kıvrılarak geçer, giderdi.
İçindeki yolcular ise ; sessizce dua ederdi…

Yine bir gün,
Bir yakınımla yoldaydık.
Sonraları, yeni yollar yapıldı…
Biraz doğuya sapıldı…
Yeni yol; bir kurşun atımlık öteden geçerdi…
Yakınımın,
Bu yoldan geçeceğini fark ettim.
Biraz erken uyardım,
Sağdan geçelim,
Şahin Bey’e yakın geçelim…
“Sen de susarsan,
Şu zımbırtıyı da iyice kısarsan…”

Güneşe baktım, ikindi.
Taşıt, sağa dönünce,
Birden hulkum yekindi*…
Durduk, ilk selamı verdik…
Şahin’imin baş ucuna vardık…
Esas duruş gösterip,
Tam selama durduk…
Yaklaştım mezar taşına,
Eğildim cengaverin başına…
“Ben de buralardanım kumandanım,
Gazi İl’in, Kilis’in…
Buraların sancağı bizde,
Bayrağın da Türk Milleti’nde…
Biz nöbetteyiz kumandanım,
Sen mutlu ol cennetinde…
………………………………
Bir fatiha, üç ihlas okudum…
Orada yaşanmış olanları,
İlmek ilmek ruhuma dokudum…
Durmadım, anlattım Kilis’e kadar,
Bir Şahin’imle kalmadım,
Anlattım her milise kadar!...

““Uyan Şahin uyan gör neler oldu…
Antep’in her yanı tel örgü oldu…
Dört yandan Antep’i sardılar…
Fermanlarını da hemen saldılar…
Yılmayan, yıkılmayan Antepli’den…
Cevaplarını da hemen aldılar…

Düşman tarafından
“Yetmiş bin top.” atıldı…
Kimi kahpelik etti, vatan satıldı…
Duramadı akıncılar,
Nice mücahitler ,alperenler,
haykırışlarla ileri atıldı…

Allah Allah !...
Allah Allah !...
La ilahe illallah!...

“Ordular’ ilk hedefiniz Akdeniz’dir.İleri!”
“Arş arş ileri,
Türk’ün askeri, dönmez geri.!.”

“Adsız sansız olsa da, en büyük kahramanlık;
Göz kırpmadan saldırıp bir daha dönmemektir.H.N.A.”

Dönmedi, Türk’ün askeri, ileri atıldı…
Yollarda tam on üç gece yatılmadı ya da az yatıldı…
Düşman;
Sadece buralardan değil,
Bütün memleketten dışarı atıldı…
“Ya istiklal ya ölüm…”
İstiklal bizim oldu,
İzmir’de tüfek çatıldı…

Uyan Şahin uyan gör neler oldu
“Ordu gazi, nefer şehit oldu”
Bütün dünya buna şahit oldu.
Sevgili Antep’in de “Gazi” oldu…
Gazi Ata’mız da gözlerimizden öptü,
Ve dedi ki,;
“Ben Antepliler’in nasıl gözlerinden öpmem ki,
onlar yalnız Antep’i değil Türkiye’yi kurtardılar…”

Ve
Sevgili Antep’in Türk’ün oldu…
Yurdun dört yanında adına yakılan
Unutulmaz bir türkün oldu…
Ta gavur memleketlerinde söylenen,
Sana yakışan ülkün oldu…
Şu yattığın topraklar,
Yine senin mülkün oldu…

Antepli izinde kumandanım…

“Güney’de ebediyen beklemekte vatanı….
altı bin beş yüz şehit yatanı…B.K.Ç. ”

“Ey Türk gençliği !.”
Sen de unutma atanı…
Unutma!
Ve “Düşün toprak altında binlerce kefensiz yatanı…M.A.E.”

Uyan Şahin, uyanmaz mısın?
Kevser suyuna kanmaz mısın?
Hazır oldayız, bekliyoruz ,
Bizi, bir kere anmaz mısın?””



2 Kasım 2008 / 25 Ocak 2010
K.Sinan/Bahçelievler/İstanbul
Batur Nafiz TANÇAĞLAR
"Nafi Çağlar Mihmadlı"




Hulku Yekinmek ; Bir anda gerçekleşen ağlayacak derecede,
çoğu zaman ağlamakla sonuçlanan duygulanma hali.






URUMEVLEKLİ HACI AĞA

Aslını sorarsan, Turan’ın Oğuz soyu.
Kök Oğuz’un “güçlü, kuvvetli” Kızık boyu…
O da içmişti Altaylar’dan erlik suyu.
Türk bu ; bir huylunun hiç değişir mi huyu…

Hedef, düşmanın doğu yanını vurmaktı.
Kuşatmayı, dışarıdan vurup yarmaktı.
Bir yandan gavurun cesaretini k
ırmak,
Mahsur kalan halka da yardıma varmaktı…

Saldırdı Hacı Ağa,düşmana kavuştu.
Gavurun kimi sıvıştı, kimi savuştu.
Yetmezdi…“Yettim” dedi bir ses gerilerden,
Seslenen er ; Nizipli Hanifi Çavuştu…

Hanifi Çavuş dediğin, bir er kişiydi…
Urumevlekli’ye destek o’nun işiydi…
Onca yolu çıkıp gelmişti, cihat için,
Çetesiyle birlikte yirmi bir kişiydi…

Akını bıraktı çete,
gece gizlendi…
Düşmanın hareketleri bir bir izlendi…
Seher vakti ;
Allah-u Ekber sesleriyle…
Cünüt Dağı’nın dört bir yanı temizlendi…


Yetti benim Hacı Ağa’m da yetti,
Zalım gavurun ettiği de yetti...

Yetti benim Hacı Ağa’m da yetti,
Düşman neferleri bir bir gitti..



Batur Nafiz Tançağlar
Nafi Çağlar Hacıömerli
2 Kasım 2008 Pazar 15:15
Kocasinan/Bahçelievler/İstanbul







ŞEHİT KAMİL VE ANASI DESTANI 

-- Ana çıkmayalım dışarı,
her tarafta Fransız askeri var.
-- Hemen gidip geri geliriz, kimseye görünmeden…
-- Görürlerse kötü olur ana…
-- Kestirmeden görünmeden gideriz…
-- Tamam, ne yapalım ana…

Dar bir sokaktan geçerken,
Görüldü iki soysuz içerken…
Kamil ve anasının yolunu kestiler,
Böğürdüler, neredeyse kustular…
Kamil ve anası birden sustular…
Piçin birisi, elini uzattı…
Kamil önce baka kaldı.
Haydi Kamil’im,
Durma! Vur,
Şu itin kafasını kır…
Kamil,
Yerden bir taş aldı…
İtin kafasına berk çaldı…
İtin eli havada kaldı…
Havada kaldı namahremin eli,
Böğürürken dışarı çıktı kafirin dili...
Çok şükür Allah’ım, çok şükür…
Piçin eli değmedi,
" Ruhumun senden İlahi şudur ancak emeli:
Değmesin ma’bedimin göğsüne na-mahrem eli;
Bu ezanlar -- ki şehadetleri dinin temeli --
Ebedi, yurdumun üstünde benim inlemeli...M.Akif Ersoy )
Değmedi,
Değmedi namahrem eli...
Anamın bacımın baş örtüsüne (türbana değil!)
Eline sağlık, 
Elin dert görmesin Kamil’im…
Eli havada kalan gavur,
Sokak köpekleri gibi uludu…
Başından kanlar akıyordu…
Diğer eşşoğlu önce şaşkındı,
Sonra süngü batırdı Kamil’in bağrına…
Ah anam!
Dedi yıkıldı Kamil…
Başı kanayan köpoğlu da 
geldi batırdı bir süngü…
Yıkılan Kamil iyice yığıldı kaldı…
21 Ocak 1920 Cuma 
Mahalle Kozanlı

İki piç,
Durur mu hiç…
Sokaktan koşup çıktılar,
Tarlalardan aştılar,
Tepe başına ulaştılar.
Onların ataları Frenkler,
iyi bilirlerdi Türk’ün kırbacını,
İyi bilirlerdi Katelonya’yı
Ve Attila’nın kırbacını…

Kamil’in anası,
Yanan yüreğiyle kapanmıştı 
Oğlunun üstüne…
Yüzündeki “ar” dı,
Bu haller o’na zordu…
Ağladı çırpındı…
Ne çare oğlu gitmişti…
Kahveden koşup geldiler Antep erkekleri…
Bir yay gibi
Bir yarım ay gibi
durmuşlardı Kamil’in başında…
Kamil’in anası hıçkırıklarını bıraktı,
Ayağa kalktı,
Antepli erkelere,
Parçalayıcı bir dişi kurt gibi baktı…
-- Daha ne yapmalarını bekliyorsunuz?
Daha neyi yapmalılar sizin bir şey yapmanız için…
Kamil’in anası erkeklere tek tek 
Öfkeli öfkeli bakıyordu. 
Biraz daha durdu.. 
Cevap gelmeyince; 
onları can evinden vurdu.
-- Daha yetmedi mi ettikleri? 
O zaman çıkarın şu elbiseleri
Ben size zubun ve etek bulurum…
Giydiririm size etekleri…

Elbette giyemezdi bu etekleri…
Antep’in erkekleri…
Mahçuplardı Zeynep? Kadına…
Başları önde, yandaydı elleri…
Yumruklarını sıktı her biri,
Gıcırdıyordu dişleri…
Nihayet duyuldu sesleri…
-- Yetti artık!..
Sabrımız tükendi artık. 
Savaşımız başlamalı artık…
Bunlar çok oldu artık…
Birinci “yetti artık” bu demekti…

Sonra yumruklarını biraz kaldırdılar…
Kollarını dirseklerinden kırdılar…
Dişlerini dişlerine vurdular…
Ve yine mırıldandılar…
-- Yetti artık!..
Artık sabrımız tükenmiştir.
Artık savaş başlıyor demekti
Bu , ikinci “yetti artık”
Sonra…
Sonra…
-- Yetti artık 
diye üçünü kez haykırdıklarında,
Sağ ellerini yumruklar halinde
havaya kaldırdılar…
Durmadılar saldırdılar…

Seğirttiler evlerine…
Orak, galiç,
Keser, çekiç,
Kazma, kürek,
Balta, nacak,
Kazma sapı, 
balta sapı,
tek sıkımlık eski kırmalı,
ne geçerse gavura vurmalı…
Artık ne olursa olacak…
Düşman bu şehirde boğulacak…
Toplandı kalabalık,
Yürüdü düşmanı gördükleri yerlere..
Düşmanlar kaçıp 
Yabancı mektebin içine gittiler.
Kapıları da ardından kapattılar.
“Duvarlar da yüksek 
Okulda böyle duvara ne gerek?
Böyle duvar?!..
Böyle duvar?!..”
Antepliler,
İşte o zaman anladılar?!..
“Niye böyle duvar?!...
Mektepte böyle duvar?!...
Meğer bu okul komuta merkeziymiş onların…
Meğer ki;
Yüzyıllardır koynumuzda beslediklerimiz 
Casusluk yapıyormuş!...
Sizi nankör köpekler!...
Yüz yıllarca en güçlü olduğumuz zamanlarda bile, 
Biz size karışmadık…
Ancak sizin yaptığınız yanınıza kalmaz…
Bu iş böyle olmaz…”

Mektep sabaha kadar kuşatma altında tutuldu…
Fransız komutan bir elçi gönderdi,
İki askeri şiddetle cezalandıracakmış melun…
İstenilen kadar da fidye verecekmiş…
Teklif ettiği altın liranın miktarı 
İki yüzmüş…
Bunlarda ki ne iki yüzmüş?...

Kamil’in anasının ve de 
Kamil’in babasının cevapları hazırdı…

“Benim oğlumun kanı satılık değildir.
İki askeri de verseler istemem.
Ya diğer kadınlar kızlar ne olacak,
Artık emniyette değiliz. 
Ya diğer civanların
Canları ne olacak..
Son askerinize kadar buradan çekilinceye kadar
Mücadelemiz devam edecektir…”

Korku salmıştı gavur piçi,
Gene geldi bir elçi…
“ Ey öfkeli Türk kadını,
Fidyenin sen koy adını*…”

Öfkeli, acılı ve asil Türk kadını,
Kocasıyla birlikte koydu fidyenin adını ;


“İsteriz eksiksiz,sizin bütün askerleri
Sizinle olan hain, nankörleri… (nankör Ermenileri…)
Komutanınız da alsın ailesini,
Dönsün ülkesine geri…”


* Adını koymak ; Bir pazarlıkta, fiyatı belirlemek.
Yukarıdaki anlamı ; Fidyeyi en belirle demektir. 

Hey Anglo, 
Hey Sakson…
Hay Cermen..
Ey Frenk, 
Sen kimsin?
Nedir Jandak, mandak
Sen gel de ;
Şu Türk anasındaki asalete bak!.. 

“Ey genç Kamil,
Sen de şunu bil ;
Senin yaşlardaki yüzlerce gençle 
Beraberim her gün…
Bol bol seni anlatıyorum onlara…
Hem de Gaziantep’ten çok uzakta
Mesela İstanbullarda…
Mesela Zonguldak’ta…
Hele “Gazi” Antep’teki 
Öğrencilerime ezber ettirdim seni…
Seni anlatmak, 
Gururlandırıyor beni…
Biliyor musun?
Bu gün sınıfta yine adın geçti…
Biliyor musun?
Bu gün adın bir çok yere verildi…
Benim köyüm de,
senin adını taşıyan ilçeye bağlı…
“Gazi” Antepliler sana gönülden bağlı…” 

İnsanlar gece boyunca dolaştı…
Heyet-i Merkeziye sabaha kadar
Bütün evlere ulaştı…

Sabahleyin güneş doğunca,
Meydanlar mahşer günü gibiydi…
Kamil’in anası baştaydı…
O sabah tavırları başkaydı…
Vakarlıydı bir Baş Katun gibi,
Sanırdın halkın edibi…
Sanki Halide Edip Adıvar’dı…
Yerlerine saklanmış düşmanda 
Korku vardı…

Haykırıyordu 
Antep’in erkekleri…
“Kamil, kanın yerde kalmayacak!...”
Duymuştu bu sesleri…
Duymuştu Kamilin anası,
Öfkeliydi Zeynep? Bacı,
Attila’nın torunlarının,
Hazırdı kırbacı!...


Batur Nafiz Tançağlar 
2 Kasım 2008 Pazar 21:00
Kocasinan/Bahçelievler/İstanbul






GAZİ SOLAK AĞA


Kanı sağlam, bir yiğit vardı bu elde,
Yaşıyordu, Karadağ’da ve Kastel’de,
İki-Üç nesil geldi-geçti aradan,
Sürekli adı dolaştı durdu dilde…

Her zaman oymağına emir buyurdu,
Nice günler oldu, açları doyurdu,
Kalleşe, namerde pabuç bırakmadı,
Hep sadık kaldı, dostlarını kayırdı…

Batı gavuru da Antep’e gelmişti,
Bütün alemi beşer bunu bilmişti,
Karadağ’a da gelen bu kara haber,
Solak Ağa’nın da bağrını delmişti…

Solak Ağa dedi “ gelin çete kurak,
Varıp Antep İli’ne düşmanı vurak,
Gavurun çizmesi bu vatanda iken,
Böyle rahat rahat biz nasıl oturak”.

“Solak Ağa Çetesi” dendi adına,
Yetişti İncioğlu’nun imdadına,
O alçak, namussuz düşmanın elini,
Değdirir miydi, bir kıza, bir kadına…

Çok ta uzun sürdü, şu Antep’in harbi,
Solak Ağa da, mert ve harbiydi, harbi,
Antep’in bahtına poyraz esiyordu,
Acep bir gün gelir,eser miydi garbi…

Bir zaman Solak Ağa döndü izine,
Düşenler olmuştu, o’nun da izine,
Yollarda nice manzarayı görünce,
Dövündü de vurdu, o iki dizine…

Bu çirkin haller dokunmuştu özüne,
İnanmadı, fırlayan iki gözüne,
Pınar başında keyfeden ağalara,
Açtı ağzın, sınır koymadı sözüne…

“İçin hey efendiler arsızca için,
İçin utanmazlar, kendinizden geçin,
Yarın soysuz gavur buraya gelirse,
Avratlarınıza birer paha biçin”

O ağalar hallerine bakmadılar,
Solak Ağa’nın sözlerin takmadılar,
Silahlarını alıp, cepheye doğru,
Adam olup ta yollara çıkmadılar…


Bakmadılar, o zavallı hallerine,
Ağayı da doladılar dillerine,
Beklediler, yıllar sonra, bir silahı,
Verdiler bir tetikçinin ellerine…

31 Aralık 2004 - Gültepe
Küçükçekmece/İstanbul


Haya etmedin mi ağanın yaşından?
Çektin vurdun Solak Ağa’yı başından!
Yatan adama nasıl kıydın tetikçi?
Kara gelsin emi, yazın da kışından...



’Batur Nafiz Tançağlar’
Nafi Çağlar Hacıömerli
25 Ağustos 2010 Çarş.
K.Sinan /B.Evler / İst.



* Gazi Solak Ağa ;
Antep Çete Reislerinden





Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam24
Toplam Ziyaret134479
Anket
Sitemizde en çok etkilendiğiniz bölüm / yer neresidir ?
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.85643.8718
Euro4.54804.5662
Hava Durumu
Anlık
Yarın
9° 7°
Saat
KIZIL BAYRAK SİYAH SANCAK

KIZIL BAYRAK        

  SİYAH SANCAK


Son kurultayın adı “Turan” olacak…
Başımızın üstünde Kur’an olacak…
Tarihin sahibi bu Türkler, yeniden,
Şu yeryüzünde; nizamı kuran olacak…

Türklük’ündür; ay ve yıldızlı al bayrak,
İslamlığındır; o yeşil-siyah sancak.
İkisinde cihana hakim kılacak,
Turan soylu Türkler olabilir ancak…



4 Ocak 2010 - K.Sinan/Bahçelievler/İst.


Batur Nafiz TANÇAĞLAR
" Nafi Çağlar Budunlu "

CloudFlare
TÜRK'ÜN DURUŞU

TÜRK’ÜN DURUŞU

Türk’ün çokberk olur yumruk vuruşu,
İşte böyle olur Türk'ün duruşu…
Ağır olur kalkışı, oturuşu,
İşte böyle olur Türk’ün duruşu…

Düzenbaz tilkiler, hep ürkek olur,
Dalkavuk çakallar, hep korkak olur,
Türk’ümü sorarsan hep erkek olur,
İşte böyle olur Türk’ün duruşu…

Karşısındakinin kimliğine bakmaz,
Kimsenin gücü, makamını takmaz,
İnandığı kutlu yoldan hiç çıkmaz,
İşte böyle olur Türk’ün duruşu…

Onlar için bilgedir ak sakallı,
Gönüller engin, tavırlar akıllı,
Bilirler, bu yol; dikenli, çakıllı,
İşte böyle olur Türk’ün duruşu…

Sayarlar, teyzeleri, halaları,
Severler, yavruları, balaları,
Geçerler, surları, kalaları,
İşte böyle olur Türk’ün duruşu…

Satmazlar, emmileri, dayıları,
Korurlar, Oğuzlar’ı, Kayılar’ı,
Korkmazlar, az olsa da sayıları,
İşte böyle olur  Türk’ün duruşu…

Üleşirler önlerindeki aşı,
Yolda koymazlar, koldaş*ı, yoldaşı,
Din-budun uğruna verirler başı,
İşte böyle olur Bozkurt duruşu…

Türklük’ün hası, esası mert olur,
Milletinin derdi, o’na dert olur,
Konu vatan ise, tavrı sert olur,
İşte böyle olur Türk’ün duruşu…

Türk der isen o’nun hası Nafi’dir,
Tam Türk’tür o, katışıksız, safidir,
Erkek görmek istersen, o kafidir,
İşte böyle olur Türk’ün duruşu…
 

Batur Nafiz TANÇAĞLAR
” Nafi Çağlar Budunlu “

17 Mayıs 2008-K.Sinan
Bahçelievler/ İstanbul
 

* Koldaş ; Kollanılan kişi, arkadaş.

ŞEHİT HASAN AĞA'M

ŞEHİT HASAN AĞA'M


Sefer emri ile düştü yollara,
Neçe yerden geçti, gitti çöllere,
Yedi gavur leşi baştan aştı da,,
Hasret kaldı, yardım eden ellere…

Hasan Ağa’m son nefeste yekindi,
Dediler ki, vakitlerden ikindi,
Yatıyordu, susuz yerde, yiğidim,
Çırpındı da son bir defa silkindi…

Nafi der ki; şad olasın Hasan Ağa,
Ne miraslar bıraktınız bu çağa,
Siz Yemen’de, canlarınız verdiniz,
Ulaşamaz gavur bu Karadağ’a…

Ağam, öz ağam, benim Hasan Ağa’m,
Varıp Yemen İli’ni basan ağam…

Ağam, öz ağam, benim Hasan Ağa’m,
Buralardan olmasın tasan ağam...

23 Ekim 2011 Pazar - 01:33
K.Sinan/Bahçelievler/İST.


Şehit Hasan Ağa; Dedem olup, Yemen şehididir.
TÜRKÇE'Nİ

TÜRKÇE’Nİ

- 1 -

Türkçe’ni, Türk’üm,Türkçe’ni…
Uçmağa giden Türkçe’ni…
Turan İli’nin Türkleri,
Ko aparsın o Türkçe’ni…

24 Ocak 2008 - Bakırköy / İst.

- 2 -

Türkçe’ni, Türk’üm Türkçe’ni…
Çıkmaza giden Türkçe’ni…
Türkler terk eder Türkçe’ni,
Ne yaparsın o Türkçe’ni…

20 Mayıs 2008 - Bahçelievler/İst.

ÇUHURDA TÜRKMENEM
ÇUHURDA TÜRKMEN’EM

Binlerce yıldır; Samarra, Ur’da Türkmen’em.
Alemde çoh yerde, orda, burda Türkmen’em.
Neçe dövletler gurdugum öz vetanımda,
Düşmüşem a dostlar, çuhurda Türkmen’em…

Gışlar olanda , sagukta , garda Türkmen’em.
Bir derbent, bir çuhurda, darda Türkmen’em.
Kimi gelir vurur, kimi istemez sürer,
Men bilmiyrem ki a dostlar, harda Türkmen’em…

Mene, bend olmuş gal’alar, surda Türkmen’em.
Ne şekil sahap olag bu yurda Türkmen’em.
Dara düştügümüz vahıtlarda yol veren,
Bir selam varanda öncü kurda, Türkmen’em…


www.nafiztancaglar.com


Batur Nafiz TANÇAĞLAR
Nafi Çağlar Budunlu
14 Mart 2011 Pt. 17:17
K.Sinan/Bahçelievler/İst.
Bize Antepli Derler

BİZE ANTEPLİ DERLER

Barak uzun havası,
Leziz Kilis tavası,
İşte kültür yuvası,

Bize Antepli derler,
Burda düşmanı yerler…

Geniş Barak ovası,
Yiğitlerin yuvası,
Budur Antep liva*sı,

Bize Antepli derler,
Burda düşmanı yerler…

Düşmanın en arsızı,
Artık gelmez Fransız’ı,
Yürekler görmez sızı,

Bize Antepli derler,
Burda düşmanı yerler…

Kuzeyde Karadağ’ı,
Kale gibi Türk Dağı,
Kükreyen gençlik çağı,

Bize Antepli derler,
Burda düşmanı yerler…

Doğuda Fırat nehri,
Gözeldir, Sof’tan seyri,
Ezelden Türk’ün şehri,

30 Mart 2011 Ç.19:27
Bağcılar / İstanbul


Bize Antepli derler,
Burda düşmanı yerler…

Antep etrafı dağlar,
Dağlarda güzel bağlar,
Böyle der Nafi Çağlar,

Bize Antepli derler,
Burda düşmanı yerler…

Bize Antepli derler,
Burda düşmanı yerler…



’Batur Nafiz Tançağlar’
Nafi Çağlar Hacıömerli
12 Mayıs 2008-K.Sinan
Bahçelievler/ İstanbul


* Liva ; Osmanlı Döneminde sancak, il, şehir .

Garadağ Gözeli

GARADAĞ GÖZELİ

Merzimen Çayı* durgun akar.
Bir ucu da Fırat’a çıkar.
Garadağ’da bir gözel gördüm,
Bakışları sineler yakar…

Garadağ’ın üstü yayladır.
Sorun halin, acep hayledir.
Bir duruşu adam öldürür.
Bu Yörük gızları böyledir…

Garadağ** dibi Yavuzeli.
Bu dilber beni etti deli.
Ya almalı ya da gitmeli,
Söyleyin dostlar ne etmeli? ..



Batur Nafiz TANÇAĞLAR
’Nafi Çağlar Mahmatlı’
22 Mart 2011 Salı 01:22
K.Sinan/Bahçelievler/İst.


* Merzimen Çayı ; Gaziantep Yavuzeli ilçesinde bir çay adı.
** Garadağ ; Fırat Nehri’nden Yavuzeli-Araban arasından batıya doğru uzanan
dağın adı.